Sahte gelinler


Sanırım iki aya yakındır işlenen bir konu, sahte gelinler. Didem Arslan Yılmaz, Show Tv’deki Vazgeçme programında işlediği bu konuda, büyük bir titizlikle çalıştı. Böylece bizlerde böyle bir çeteden haberdar olduk. Bu konudaki gerçeklerin ortaya çıktığı, Jandarma ve Emniyet Güçlerinin de desteğiyle, ülkemizin dört bir yanındaki çete üyeleri yakalandı. Bir vatandaş olarak, Didem Arslan Yılmaz’a, Show Tvye, Jandarma ve tüm Emniyet ekibine teşekkür ediyorum.

Gencecik bir kızımızın annesinin, programa başvurmasıyla ortaya çıkıyor sahte gelinler çetesinin varlığı. Sonrası çorap söküğü gibi birbiri ardına geliyor ve düğümler çözülüyor. Henüz yaşamının baharında olan gencecik bir kızımız, yavrumuz, neden, nasıl, böyle bir şeyin içine düşmüştü? Diğerleri de öyle, kadını, erkeği, neden böyle bir şey yapıyorlardı ki?

İnsan değişir, dönüşür. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Üzüm üzüme baka, baka kararır. Körle yatan, şaşı kalkar. Bir insan kim olduğunu bilmek isterse, sürekli görüştüğü beş kişiyi analiz etmeli, işte o beş kişinin toplamıdır kendisi. Vicdanını unutmuş, vicdanının sesini yitirmiş, utanma duygusunu kaybetmiş insanlarla bir arada olanlar da, bir süre sonra onlara dönüşürler. Sorunun temeline bakarsak da, en derininde sevgisizlik, ilgisizlik yatmaktadır. İnsanın yaşamı, büyüme, gelişme, öğrenme evreleriyle doludur. Fakat en özel, en önemli, en tehlikeli dönemdir ergenlik dönemi. İşte o süreçte, gençliğe adım atış dönemleri çok tehlikelidir. Özellikle bu dönemde, çocukların hamuru iyiden iyiye yoğrulur. Aileden sevgi, ilgi alıyorsa, hata yapacakta olsa, ailesini düşünür, onları üzmemek adına hatadan, yanlıştan kendini uzak tutar ve korur. Sevgiye, ilgiye, her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Çünkü ruhu allak, bullak olmuş, tüm hormon dengesi alt, üst olmuştur. Bu süreci kimi genç hafif, sakin ve kısa zamanda geçirirken, kimi daha çok çalkantılı ve uzun yıllar sürerek geçirir. O dönemde fevri, tepkisel, her şeye karşı gelen genci anlamak ve ona göre davranmak çok önemlidir. Gençlik evresindeki çocuk hırçınlaştıkça, aileyle çatışma başlar ve büyür. Bu da aile ile arasında kopukluğa neden olur. Aile, ben anneyim, ben babayım, etiketiyle otoriter davranırsa çocuğunu kendisinden uzaklaştırır. Uzaklaşan çocuk, sevgi ve ilgiyi almak adına, yanlış arkadaşlıklara, yanlış yollara sapar. Kiminin içindeki merhamet, vicdan yoğundur, ne olursa olsun kendisini korur, kendisine sahip çıkar. Diğer türlüsünde, çatışmanın büyüdüğü, evrildiği ilişkilerde, durumun seyredişi intikam ve cezalandırmaya gider. Böylece genç, ilgiyi, dikkati, sevgiyi üzerine almak için yanlış yollara sapar, hata yapar, yapmaya devam eder. Bunun aslında kendine zarar vermek olduğunu fark eden genç, hatadan geri döner. Bunu intikam için yapma güdüsü yoğun olan genç için, artık ok yaydan çıkmıştır, o çoktan başka yollara sapmıştır. Sevgi, sevgi, sevgi… Yaptığı güzellikler değil, yaptığı hatalar, yanlışlar görülüyorsa eğer, çocuk/genç dikkati, ilgiyi, bu şekilde üzerine topladığını gözlemler. Bu da bir sevgi diline dönüşür, sahte sevgi dili. Böylece çocuk ilgiyi üzerine almak için bu yola başvurur. Nitekim anne/babasına gör beni, anla beni, sev beni demektedir. Sonucunda da, tüm ülkenin ilgisini çekmeyi başardı/başardılar.

Her insanın içinde, varoluşundan gelen bir potansiyel güç, enerji vardır. Bu gücü hangi yana yönlendirirse, o yönde gelişir, büyür, şekil alır. Dikkati, ilgiyi, sevgiyi üzerinde toplamak için iki ayrı yol vardır. Bir tarafta duygular, diğer tarafta akıl vardır. Duygularının kölesi olmuştur çünkü sevgiye açlık duymaktadır, ruhu beslenemiyordur. Duyguların kölesi olunca, akıl uçup gider. Hele ki o yaşlarda, bununla başa çıkmak kolay değildir. Akıl yanı ağır basan da, yani duygularını yönetebilen de, böyle bir ailesi varsa intikam alır, ailesini cezalandırır. Bunu başarılarıyla yapar, hayattaki dik duruşuyla yapar, çünkü duygularını o yönde eğitir. Ceza sistemiyle büyütülen ve hiç sevgi alamayan çocuk, duygusal açlığı sebebiyle ve öğrendiği sistemle ailesini cezalandırma yoluna gider. Bu genç kızımızın yaptığı da budur. İntikam, cezalandırma, ilgiyi, dikkati üzerinde toplama ve sevgi ihtiyacı. Ailesinde bulamadığı sevgiyi, dışarıda, arkadaşlarında arayarak, kim onunla ilgilenmişse, bunun yanlış olduğunu bilse de, o ilgiye doğru akar, gider. Sonuç; sonuç ortadadır. Erkekleri dolandırarak, erkeğe/babaya olan öfkesinin, kızgınlığının, kırgınlığının intikamını alarak bir doyum yaşar. Aileye olan inancı yittiği için, aile kurma vaadiyle erkekleri kandırır, kendi ailesini protesto eder. Sonunda, aslında cezalandırdığı kendisidir. Çünkü onun bildiği sevgi dili, cezalandırma diliyledir. Sevilmediğine, sevilmeye layık olmadığına inanmış ve bunu da hata, yanlış yaparak kendine ispatlamaya çalışmaktadır. Bakın, ben sevilmeye layık değilim mesajı vermektedir. Bu genç kızımızın ve diğerlerinin, aileleri de dahil ciddi anlamda ruhsal destek almaya ihtiyaçları vardır ve gereklidir.

Bu olanlar, ailelere ve gençlerimize ders olmalıdır. Sevgi, sevgi, sevgi… Anlayış, empati… Çocuklarımızdan bunları esirgemeyelim. Onları dinlemek, anlamaya çalışmak, paylaşımda bulunmak, ihtiyaçları olan sevgiyi vermek, işte bütün mesele bu. Çatışarak, ortalığı kavgaya, savaş alanına çevirerek değil, konuşarak olmalıdır. Diğer türlü savaş ve çatışma, ortada bir kazanan olmasını gerektirir. Böylece anne/baba/çocuk etiketleri barışa engel olur. Anne, baba, kendilerinin de bu yollardan geçtiklerini hatırlamalıdır. Çocuklarını her koşulda sevdiklerini, yanlarında olduklarını onlara hissettirmelidir. Çocuklarına, sınırları olması gerektiğini ve her koşulda bu sınırlarını koruması gerektiğini öğretmelidir. Diğer insanların da sınırları olduğunu, onların sınırlarını ihlal etmemesi gerektiği de öğretilmelidir. Anne/baba, her an çocuğunun yanında değildir ve olamaz. Bu nedenle, çocuklarına, kendilerine sahip çıkmaları gerektiğini öğretmelidir. Anne/baba bu bilinçte değilse eğer, çocuk, kendisinin anne/babası olarak, kendine sahip çıkmayı, sınırlarını korumayı, kendi kendine öğretmelidir.

Bu çetenin, kadın, erkek, genç, her bir üyesinin ciddi bir desteğe ihtiyaçları vardır. İçlerindeki özlerini, içlerindeki insanı hatırlamaya ihtiyaçları vardır. Aşağı, yukarı, her biri yukarıda yazdığım sorunlardan muzdarip olmuşlardır. Çünkü her insan masum doğar, yaşadığı hayat ona bir şekil, bir kimlik verir. Hiç biri doğduğunda, çocukken, büyürken böyle değildi. Hepsi de sonradan böyle olmuşlardır. Dolayısıyla her birinin içinde bir insan yatmaktadır. Vicdanı, merhameti olan bir insan derinlerinde örtülü kalmıştır. Onun sesini duyamıyorlar çünkü hayata karşı öfke ve nefret doludurlar. Bu da, gizli bir intikam duygusunu tetikler. Nitekim öfke, nefret, eğitilebilir, iyileştirilebilir duygulardır. Potansiyellerini iyiden, iyi olandan yana kullanmaları için, onların kazanılması adına desteğe ihtiyaçları vardır.

Dolandırılanlara gelince, onların ortak sorunları ise, derin bir yalnızlık hissidir. Yalnızlıklarıyla başa çıkamamış, yalnızlıklarının getirdiği derin acı hissiyle, böylesine hiç tanımadıkları insanlara güvenerek, kanmış, aldanmış, yanılmış ve hayal kırıklığına uğramışlardır.

Kim olursa olsun, insanın kendini tanıması çok önemlidir. Karanlık, aydınlık, zayıf diye adlandırdığımız gelişmemiş, olgunlaşmamış yanlarını, yeteneklerini, potansiyelini bilmesi, tanıması gerekmektedir. Böylece içinde var olan o gücü, enerjiyi, bilinçli bir şekilde eğitip yönlendirmeyi başaracaktır. İçinde yaşadığımız şu devirde insanlık, insan kokusuna hasret kalmıştır. Bu kokuyu duymak istiyorsa, önce kendi içindeki insanla buluşup işbirliği haline geçmelidir. Bunu da sevgiyle, aşkla yapmalıdır. Önce kendini sevmeyi, kendine merhamet etmeyi öğrenmelidir. Gerisi kendiliğinden gelir.

Bu yazımda, toplum olarak içimizi acıtan bu konuyu (Sahte Gelinler) genel olarak ele aldım. Aile/çocuk ilişkisi/iletişim dili ve mağdurlar tarafıyla, sonraki yazılarımda ayrıca incelemek istiyorum. Çünkü biz insanlar öğrenmek için, illa ki bir şeyleri yaşamamız, tecrübe etmemiz gerekmiyor. Bizler, görerek, duyarak da çok şey öğreniyoruz. Öğrenmek için, her şeyi tecrübe etmemizin gerekli olduğu bir zamanı içinde barındıran bir ömrümüz olduğunu sanmıyorum. Hepimizin, kendimize, çevremize dair, bu olanlardan bir pay ve ders çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsanı kaybetmek için değil, kazanmak için çaba göstermeliyiz. Bu açılardan, benimle aynı fikirde olacağınızı düşünüyorum.