Reklam
Hayat eve sığıyor, fakat ruhlarımız eve sığmıyor!
Beyhan ERDAL

Beyhan ERDAL

Hayat eve sığıyor, fakat ruhlarımız eve sığmıyor!

07 Aralık 2020 - 17:41 - Güncelleme: 07 Aralık 2020 - 19:29

Öncelikle, ailece yaşadığımız sağlık problemlerinden dolayı, yazımı geciktirdiğim için üzgün olduğumu belirtmek istiyorum. Küçük bir duraksama, kısa bir mola diyelim ve birlikte yeniden başlayalım, kaldığımız yerden devam edelim.

Şu dönem en büyük sorunumuz; gelecek kaygısının getirdiği, üzerimize kabus gibi çöken mutsuzluk hallerimiz. Açıkçası bu süreci kendi şahsıma çok iyi yönettiğimi söyleyebilirim. Fakat son günlerde çok mutsuz olduğumu fark ettim. O yüzden bu yazıyı kalemime almak istedim. Hayallerimiz, hedeflerimiz, projelerimiz var hiç birini hayata geçiremiyoruz. Daim öncelik; varlığımız, sağlığımız, yaşamsal ihtiyaçlarımız. Bunda hepimiz hemfikiriz. Maslow yıllar öncesinde bunu anlatmıştır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini birlikte hatırlayalım.

1- İlk sıraya fizyolojik ihtiyaçları koyuyor: Nefes alma, yemek, su, boşaltım, uyku, sağlıklı metabolizma, cinsellik.

2- İkinci sırada güvenlik ihtiyaçları geliyor: Beden, iş, kaynak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği yani barınma.

3- Üçüncü sırada aidiyet, ait olma, sevgi ve sevecenlik gereksinimi var: Aile, arkadaşlık, cinsel mahremiyet.

4- Dördüncü aşamada saygınlık gereksinimi var: Özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak.

5- Beşinci sırada son olarak kendini gerçekleştirme gereksinimi yer alıyor: Erdemli olma, yaratıcılık, içtenlik, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak.

Güzel tespitler. Hayattaki öncelikler sıralamamamız bu şekilde olsa da, yine de arada sırada bir diğeri öne geçer ve bu döngü hareketli bir şekilde devam ederdi. Şimdilerde ise yaşamak dışında bir düşüncemiz yok, olsa da birçoğumuz hiçbir şey yapamıyoruz. Dünyaca bir girdabın içine doğru çekildik ve hep birlikte sürükleniyoruz. Çalışmak zorunda olanlar, bu zorlu süreçte işe gitmek zorunda olmaktan muzdaripler. Çalışamayanlar eve tıkılıp kalmaktan, üretememekten şikayetçi durumdalar. Öğretmen, öğrenci, veli, sağlıkçı, çalışan, işveren, herkes kaygılı ve de mutsuz. Tüm gün yeterince felaket tellallarını dinliyoruz, merak etmeyin, işin bu yönünü ele almayacağım. Zaten o yönünü değerlendiren insan yeterince var, bir de bana gerek yok. Ben hayatın eve sığdığı ama ruhlarımızın eve sığamadığı yanını mercek altına almak istiyorum. Hepimiz olağan hayatımızdaki pek çok şeyi özlüyoruz. Bunları tek tek anlatmama gerek yok sanırım, çünkü hepimizin ortak yaşamsal aktivitelerimiz vardı, bunlar artık hayatımızda olmayan, olamayan şeyler. Sorum şu; ne yapabiliriz? Cevabım şu; hep birlikte umudu yaşatacağız. Çünkü biliyor musunuz, önce insan ölür ve umut sonra ölür, yani en son umut ölür. Öyleyse hep birlikte ümitlerimizi yeşerteceğiz. Mesela, sürece inat hayal kuracağız. Zaten hiç kimseyi gördüğümüz yok, konuştuklarımızda da hep aynı konu, aynı kaygı, aynı korkular var. Tamam, içinde bulunduğumuz bir gerçek var ve bunu kabul ediyorum. Tedbirimizi de alalım, buna da kabulüm. Peki, bunların dışında, bu süreçte neler yapabiliriz, hep birlikte bunu düşünelim.

Uçan Balık kitabımın giriş yazısı; ‘’Her an yeni bir başlangıç, yarın yeni bir gün ve umut her zaman yanı başımızda.’’

Sırf kitabı açınca bu giriş yazısını okuyarak hayatına yeni bir yön veren, yeni başlangıçlara adım atan insanlar var. Sonra, kitabı okuduktan sonra vazgeçtiği ne varsa yeniden adım atanlar var. Bunları nereden biliyorum derseniz, biliyorsunuz sosyal medya diye bir mecra var ve insanlar orada duygu ve düşüncelerini bana mesaj yoluyla ulaştırıyorlar. Bunlar beni uyandıran mesajlar oldular.

Uçan Balıktan yola çıkalım ve vazgeçmeyelim. Umudu kucaklayalım, ne yapabilirim sorusuna yönelelim, hayat cevabını verecektir. Biz hepimiz ayrı ayrı bilinçler olduğumuz gibi, aynı zamanda tek bir bilinciz. Nasıl ki olumsuzluklardan etkileniyorsak, olumlu atılımlardan da etkileniriz. Haydi, hep birlikte üretelim, kim ne yapabiliyorsa onu yapsın ama bir şeyler yapalım. Hareket enerjisi çok önemli ve ilk hareket daim zihinde olur. Öncelikle zihinsel hareketi başlatalım. Evren sorularla işleyişini sürdürüyor ve nerede bir soru varsa, cevap oradadır. Bu girdaptan çıkmanın yollarını birlikte arayalım. Elimiz, kolumuz bağlı öylece bekleyemeyiz, bir şeyler yapmalıyız. Soru çok basit; ne yapmak istiyorum, içinde bulunduğum durumu değiştirmek için ne/neler yapabilirim?

Kendi şahsıma; yazamıyorum, üretemiyorum, ürettiklerimi hayata geçiremiyorum. Ürettiklerimi hayata geçiremeyince, haliyle üretemez oldum. Çünkü bir yerden sonra, işe yaramayan bir şeyi yapmanın, bir anlamı olmadığı hissine kapıldım. Doğrusu, ‘’Acaba kalemim küstü mü?’’ diye de biraz endişelendim. Üretememek, hayata katkı sağlayamamak, bir amacın, hedefin olmayışı, varoluşun anlamsızlığı, eşittir mutsuzluk. Sonunda bunlar benim üzerimde de ruhsal bir baskı yaratmaya başladı. Hayat durdu, hiç birimiz bildiğimiz, tanıdığımız hayatımızı yaşayamıyoruz. Ruhumuzu besleyen paylaşımlarda bulunamıyoruz. Evet, önceliklerimiz var bunu kabul ediyorum fakat bizler sadece etten, kemikten yaratılmış varlıklar değiliz. Bizlerin bir ruhu var ve ruhu beslemek her ne kadar, son aşamada görünse de aslında çok önemlidir. Ruhumuzu beslemezsek, hastalığın yan etkilerinde olduğu gibi, hayatın tadı, tuzu, kokusu, rengi olmuyor maalesef. Öyleyse sizleri, yeni başlangıçlar için adım atmaya davet ediyorum. 

Öncelikle yeni bir defter alalım. Başlangıcımız şükür listemiz olsun. Hayatımızda şükrettiğimiz değerlerimizi listeleyelim. Sonrasında, inadına hayal kuralım. Ardından yapmak istediğimiz şeylerin listesini yazalım. Sonra soralım, bunları gerçekleştirmek için neler mümkün? Dans edelim, spor yapalım, şarkı söyleyelim, resim yapalım, kahkaha atalım, bir fırça dokunuşuyla hayatımızı renklendirelim. Kim neyi seviyor, neyi yapmaktan mutlu oluyorsa listesini o yönde geliştirsin.

Biz hepimiz bir nar gibiyiz, içini açtığımızda ayrı ayrı taneler olsak da, aslında tek bir bütünüz. Suya atılan bir taş nasıl ki etrafında halkalar oluşturarak genişliyor, yayılıyor, geniş alanlara temas ederek büyüyorsa, biz de öyleyiz. Bir dokunuşun çok büyük etkileri olur, çoğunlukla bundan haberimiz olmaz ama bu bilmeme halleri, etkileri olduğu gerçeğini değiştirmez. Nasıl ki, Uçan Balık kitabımın giriş yazısı bile pek çok hayata olumlu olarak dokunmuşsa ve bundan haberdarsam, artık duramam. Siz de duramazsınız; hepimiz birbirimizin hayatına katkı sağlıyoruz, bunu hatırlayalım. Öyleyse, içinde bulunduğumuz şartlarda neler yapabiliriz? Bu süreçte ben bunları düşünürken, zihnimde yeni fikirler uçuşmaya başladı, hatta ardından hayatıma yenilikler geldi. Sizin zihninizde de kuşlar kanatlarını çırparak havalanacaklar, bundan emin olabilirsiniz. Çünkü hayat eve sığıyor ama ruhlarımız eve sığamıyor. Haydi, hep birlikte inadına yaşayalım, inadına yeni renkler katalım hayata. Bu süreci, kısa bir mola sayalım ve kaldığımız yerden yeni başlangıçlarla devam edelim. Hayatınızı renklendirin, gelişmelerinizi bana da mesaj yoluyla yazarsanız sevinirim. Nasıl ki sorunlar paylaştıkça azalıyor, mutluluklar da paylaştıkça çoğalıyor, mutluluklarımızı hep birlikte büyütelim, çoğaltalım. 

Bunu da zihinlerimize kazıyalım: ‘’Her an yeni bir başlangıç, yarın yeni bir gün ve umut her zaman yanı başımızda.’’

Bu yazı 1953 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Beyhan Erdal
    2 ay önce
    Teşekkür ediyorum Feride yengeciğim. Her an yeni bir başlangıç, yarın yeni bir gün ve umut her zaman yanı başımızda.
  • Feride Yaşar
    2 ay önce
    Kalemine , yüreğine sağlı.Her an yeni bir başlangıç, yarın yeni bir gün ve umut her zaman yanı başımızda.

Son Yazılar