“Veren el alan elden üstündür.” (Hadisi şerif)Dinimizde dilenmek yasak edilmiştir. Ancak buna rağmen dilenme acziyetine düçar olmuş bir kimse karşıımıza geldiğinde "kapınıza gelen dilenci binek üzerinde dahi gelse geri çevirmeyiniz, verecek bir şeyiniz yoksa bile gülümseyiniz bu da sadakadır” hadisi şerifi gereğince muamele görmelidir.Hep almaktan zevk duyan bizler, vermenin de bir zevke dönüştüğünün ne zaman farkına varacağız? Dilenciye vereceği bir lirayı çok sayanlar bir dilenmeyi deneseler de istemenin, yüzsuyu dökmenin, horlanmanın, değersizliğin ve sayılmamanın ezikliğini bir görseler !Alan el değil veren el isek, dilenen değil dilenene, avuç açana bir şeyler verebilecek durumda ve konumda isek şükretmeliyiz. Allah kulu kula vesile kılar. Gökten altın ve para yağmaz. Hepimizin bir rızık kapısı vardır. Kimisi kimisinin üzerinden rızıklanabilir.Hatta bazı anne ve babalar peygamber efendimizin ifade buyurdukları gibi çocukları sayesinde rızıklanırlar. Beleşçilik, sırtından geçinme ve başkalarını enayi yerine koymayan gerçek ihtiyaç sahiplerinin elinden tutmak inancımızın gereğidir. İşte şu ayeti kerime gereğince bir Müslüman bana ne!, başkası versin!, Allah versin ! gibi cimrilik, gaddarlık ve vicdansızlık kokan söz ve davranışlarda bulunmamalıdır. BAKARA 2/273. “Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir”.Cimri bir kimse suya düşmüş ,onu sudan çıkarmak istemişler ama kimseye elini vermemiş. Durumu Nasrettin hoca’ya bildirmişler. Hoca: "Al elimi" deyip bir çırpıda adamı kenara atıvermiş. Sebebini şöyle açıklamış; ”bu adam hep almaya alışmış,vermeye alışmamış.Siz ver elini dedikçe elini vermemiş, ancak ben al elimi deyinde almaktan hoşlandığı için elimi tuttu ve kurtuldu.”“Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça gercek iyilik ve fazilete (birr) ulaşamazsınız.” (Ali İmran 92) Yağmurlu bir gün, çelimsiz küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş yiyecek yada giyebileceği herhangi bir şey için dileniyordu. Üzerinde yırtık pırtık giysiler vardı; Soğuktan titriyordu, gözleri yaşlıydı, insanın içini titreten bir hali vardı. Kız dilenirken sokaktan genç iyi görünümlü bir adam geçti. Kızın halini farketmişti. Üzüldüğünü belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı. Sonra sıcacık evine ailesinin yanına geri döndüğünde çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu. Sofraya oturduğunda gözünün önüne fakir kızın aç ve soğuktan titreyen hali geldi. İçinde bir şeyler bu durumu kaldıramıyordu ve kızın bu durumuna isyan ediyordu.
Sonra bir çoğumuz gibi kolay yolu tercih etti ve itirazlarını ALLAH'a yöneltti: "Yüce ALLAH'ım böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade edebiliyorsun? Neden o küçük kız için bir şeyler yapmıyorsun?" diye isyanını dile getirdi. Sonra ruhunun derinliklerini tüm gücüyle titreten ve kalbini sarsan o cevabı aldı. "YAPTIM , SENİ YARATTIM!" o gariplere yardım için seni yolladım. Ama sen yine geri çevirip bana havale ettin. Allah versin dedin,sıvışıp uzaklaştın….“İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü karadır”. Ve iki cihanda da yüzü kara olabilir..
Sonra bir çoğumuz gibi kolay yolu tercih etti ve itirazlarını ALLAH'a yöneltti: "Yüce ALLAH'ım böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade edebiliyorsun? Neden o küçük kız için bir şeyler yapmıyorsun?" diye isyanını dile getirdi. Sonra ruhunun derinliklerini tüm gücüyle titreten ve kalbini sarsan o cevabı aldı. "YAPTIM , SENİ YARATTIM!" o gariplere yardım için seni yolladım. Ama sen yine geri çevirip bana havale ettin. Allah versin dedin,sıvışıp uzaklaştın….“İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü karadır”. Ve iki cihanda da yüzü kara olabilir..









