Gazetemizde yayınlanan Ali Raşit Şahin'in rahmetli Niyazi abinin anısına yazdığı yazısını okuyunca, bir değerimizi ancak yitirdikten sonra kıymetinin anlaşıldığını bir kez daha üzülerek hissettim. Niyazi abi ye Tanrı dan rahmet diliyorum. Ali Raşit gardaşlığı da yazısından dolayı kutluyorum.Bu yazıyı okuduktan bir süre sonra İstanbul da bir arkadaşın düğününe gittim, tam adresi bilmiyordum ve mahalleye varmadan da telefonun şarjı bitmişti aksine. Neyse dedim, düğün nasılsa davul-zurnalı biraz dolaşınca davul sesi duyarım. Davulun sesi uzaktan hoş gelirmiş ya az sonra bir sokağa girince o hasret kaldığım sesi işitince gülümsedim ister istemez. İçeri girdiğimde kurulmuş masalar harika görünüyor, davul da vurdukça vuruyordu. O da ne? Meğer bizimki davulculuğa soyunmuş, kırıldım gülmekten, hoş-beş ten sonra masaya oturup sağlığımız için, dostluklar için büyüklere! başvurduk. Biraz sonra kavalcıyı işaret ederek susturup başladı olanca sesi ve şivesiyle söylemeye :Çıra aldım Çataktan da, yarılmayo budaktan,
Şu Çatağın gızları da, öpülmeyo gursaktan… Vur davulcu.Davulcuyla birlikte başlayan zurna insanı mest ederken bardaklar bir araya gelip ayrılıyor, boşalanlar hemen doluyordu. Az sonra yine kavalcıya işaret ediyor ve kavalcı usulüyle ses verince yeniden başlıyor diğer mısraları döktürmeye. Türkünün yukarıdaki kısmını ben de biliyordum ama sadece o kadarını, şimdi söylediklerini ilk defa dinliyordum ve her birinde de köyümüzün deyişlerini olanca güzelliği ve hınzırlığıyla duydukça neşemiz katlanıyordu. Güya ben ne Türkeli de ne İstanbul da kolay kolay düğünleri kaçırmam köylere giderim ve nasıl olur da bunca zamandır bunları duymamışım diye hayıflandım.Oradakilere az da olsa bir takırtıyla veda ettikten sonra yolda kendi kendime işte, dedim, yaşarken hakkında bir şeyler yazmayı hak eden, eskilerden kalma hikayeleri, deyişleri, fıkraları belki de en fazla bilen, nerede bir düğün bir dernek, nerede bir cenaze bir hüzün orada bulunan bir adam. Türkeli li kaç memur, kaç doktor, kaç hakim- avukat, kaç bürokrat var sayan, Türkiye’nin neresinde görev yaptığını, kimin oğlunun nerede asker olduğunu, kimin çocuğunun hangi üniversiteyi kazandığını ve tüm bunlara yardımcı olmak için civarda hangi tanıdık hemşerinin bulunduğunu söyleyen gerekirse bizzat gidip ilgilenen biri. Tanısın tanımasın herkesin ona bir şeyler emanet ettiği ve gerisini düşünmediği bir insan. Tanıdınız değil mi? Evet, kamyoncu otobüsçü Sabri tabi, bizim Sabri abi.Abarttığımı düşünüyorsanız onu ilk gördüğünüzde sorguya çekin Türkiye’nin neresinde öğretmen- öğrencimiz, asker- polisimiz hakim- savcımız, amir- müdürümüz var? Oturun Ihlamur altına her fıkrasına bir çay verseniz çaycı yetişmez, ya da bahsettiğim türküleri dinlemek için getirin bir davul- zurna dinleyin bakalım haksızsam büyükler! benden. Acizane oğlu Özkan a tavsiyem olsun, yeğenim bence o hafızayı kağıda kaleme dök ve ya filme videoya al. İnan bana koskoca bir arşive sahip olursun ki ben en azından o türküleri olsun yazmak isterdim.İstanbul'dan Türkeli ne kargoyla bir eşya gönderdiğimi duyduğunda, Lan biz ne işe yararız biz niye varız diye demediğini bırakmamıştı. Diğerleri ha bu gün ha yarın diyerek oyalarken. Aynı zamanda Sabri abi bir o kadar da duygusal. Yurdumuzun bir köşesinden bir şehit haberi geldiğinde gözleri yaşaran, sesi titreyen üzülen ender insanlardan biri.
İyi ki varsın Sabri abi, her ne kadar sürç-i lisan ettiysek af ola, selam ve saygılarımla.
Şu Çatağın gızları da, öpülmeyo gursaktan… Vur davulcu.Davulcuyla birlikte başlayan zurna insanı mest ederken bardaklar bir araya gelip ayrılıyor, boşalanlar hemen doluyordu. Az sonra yine kavalcıya işaret ediyor ve kavalcı usulüyle ses verince yeniden başlıyor diğer mısraları döktürmeye. Türkünün yukarıdaki kısmını ben de biliyordum ama sadece o kadarını, şimdi söylediklerini ilk defa dinliyordum ve her birinde de köyümüzün deyişlerini olanca güzelliği ve hınzırlığıyla duydukça neşemiz katlanıyordu. Güya ben ne Türkeli de ne İstanbul da kolay kolay düğünleri kaçırmam köylere giderim ve nasıl olur da bunca zamandır bunları duymamışım diye hayıflandım.Oradakilere az da olsa bir takırtıyla veda ettikten sonra yolda kendi kendime işte, dedim, yaşarken hakkında bir şeyler yazmayı hak eden, eskilerden kalma hikayeleri, deyişleri, fıkraları belki de en fazla bilen, nerede bir düğün bir dernek, nerede bir cenaze bir hüzün orada bulunan bir adam. Türkeli li kaç memur, kaç doktor, kaç hakim- avukat, kaç bürokrat var sayan, Türkiye’nin neresinde görev yaptığını, kimin oğlunun nerede asker olduğunu, kimin çocuğunun hangi üniversiteyi kazandığını ve tüm bunlara yardımcı olmak için civarda hangi tanıdık hemşerinin bulunduğunu söyleyen gerekirse bizzat gidip ilgilenen biri. Tanısın tanımasın herkesin ona bir şeyler emanet ettiği ve gerisini düşünmediği bir insan. Tanıdınız değil mi? Evet, kamyoncu otobüsçü Sabri tabi, bizim Sabri abi.Abarttığımı düşünüyorsanız onu ilk gördüğünüzde sorguya çekin Türkiye’nin neresinde öğretmen- öğrencimiz, asker- polisimiz hakim- savcımız, amir- müdürümüz var? Oturun Ihlamur altına her fıkrasına bir çay verseniz çaycı yetişmez, ya da bahsettiğim türküleri dinlemek için getirin bir davul- zurna dinleyin bakalım haksızsam büyükler! benden. Acizane oğlu Özkan a tavsiyem olsun, yeğenim bence o hafızayı kağıda kaleme dök ve ya filme videoya al. İnan bana koskoca bir arşive sahip olursun ki ben en azından o türküleri olsun yazmak isterdim.İstanbul'dan Türkeli ne kargoyla bir eşya gönderdiğimi duyduğunda, Lan biz ne işe yararız biz niye varız diye demediğini bırakmamıştı. Diğerleri ha bu gün ha yarın diyerek oyalarken. Aynı zamanda Sabri abi bir o kadar da duygusal. Yurdumuzun bir köşesinden bir şehit haberi geldiğinde gözleri yaşaran, sesi titreyen üzülen ender insanlardan biri.
İyi ki varsın Sabri abi, her ne kadar sürç-i lisan ettiysek af ola, selam ve saygılarımla.











