RÖPORTAJ - UMUT ERSES11 gündür bedenlerini açlığa yatırarak verdikleri onur mücadelesinin ardından hak ettikleri 4 aylık maaşlarını alan işçilerden Türkelili hemşehrimiz Serkan Demir, verdikleri mücadelenin ayrıntılarını Halkın Sesi’ne anlattı. "Bir ekmeği 19’a böldük"Evlerinde sıcak bir çorba kaynasın diye kimisi on, kimisi yirmi yıldır güneşe hasret bir şekilde sürdürüyor yaşamını. Yerin yüzlerce metre altında Azrail’le köşe kapmaca oynayarak ekmek kavgası veren maden işçilerinin, dört aydır alamadıkları ücretleri için başlattığı ve tüm ülkede yankılanan on bir günlük bir direnişe mekan oldu Zonguldak. 309 maden işçisinin onuru için 85 kişinin başlattığı ve on bir gün süren açlık grevinde krize giren, vücudu kabaran, fenalaşan, boğulan, rahatsızlanan, bayılan işçiler ocağı terk etmek zorunda kalırken, her türlü badireye karşı ayakta kalan 17 kişiyse geçtiğimiz gün öğle saatlerinde son verdi eylemine. Direniş sonrasında Polisevi’nde ilk sıcak çorbaya ardında da ailesine kavuşan işçiler, kazanmış olmanın haklı gururunu yaşıyordu.Kimi zaman hüzünlü türküler söyleyip ocak ağzında bekleyen çocuklarının gülümsemesini, kimi zaman da ailelerinin geleceğini düşünerek on bir günü geçiren işçilerden Serkan Demir Halkın Sesi muhabiri Umut Erses’e günde 19 litrelik damacana suyla 3 kiloluk şekerin karıştırılmasıyla oluşan karışımı içerek ayakta durduklarını dile getirdi. İçerideki onur mücadelesi sırasında baygınlık geçiren işçilerin bir parça ekmek için yalvardığını gördüğünde verilen mücadelenin daha anlamlı bir hale geldiğini söyleyen Demir’in anlattıkları şu şekilde:Umut ERSES: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? Kaç yıldır bu madende çalışıyorsunuz?Serkan DEMİR: 36 yaşındayım ve gençliğimiz bağrında, 26 yaşında bu ocağa girdim. Tamı tamına 10 yıldır Balçınlar Madencilik’te çalışıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım. Çocuklarımın biri 8 yaşında ismi Emirhan. Bir de küçük oğlum var, o da Mustafa, 4 yaşında. Emirhan okula gidiyor. Bu mücadeleye başlarken cebine harçlık olarak koyacağım 1 TL param bile yoktu. En çok da bu direnişe onların geleceği için katlandım.Umut ERSES: Süreç nasıl işledi? Aslında bu açlık grevinin öncesinde yaşanılanlar da var. Biraz anlatır mısınız?Serkan DEMİR: 6 Mayıs Cuma günü 2. vardiya ocağa girecektik. İki resmi araç şirketin önüne geldi. Kayyım atandığını söyledi. Biz kayyım nezaretinde 2 gün çalıştık. Hafta sonu vardiya dönecektik. Ocağa gelmememiz söylendi. Nedenini sorduğumuzda ocağın kayyım atandığını ve bundan sonra çalışma olmayacağı söylendi. Zaten ocağımız 6 aydan beri üretime kapanmıştı. Yani son 6 aydır bizi kaçak olarak çalıştırıyorlarmış. Biz bunu bilmiyorduk sözleşme bitmiş ama haber verilmedi. Ertesi gün kayyım heyetiyle Acılık’ta görüşmeye gittik. Bize çıkış almamızı söyledi. Buna itiraz ettik. Çünkü istifa ederken tüm haklarımız elimizden gidiyordu. Bize kayyım çıkış verdiğinde ise tüm yasal haklarımızı alabiliriz. Biz bunun bilincindeyiz. Karara uymayacağımızı söyledik ve Valilik önünde oturma kararı aldık. Bizi oraya sokmadılar ve parkta oturun dediler. Biz de piknik yapmaya değil ses duyurmaya geldiğimizi söyleyince bizi oradan çıkartmaya çalıştılar. Öğle saatlerinde Balçınlar işçileri olarak bir karar aldık ve çatıya çıkma eylemi yapacaktık. Birçok binaya baktık fakat en uygun olanı Yardım Sevenler Derneği’nin olduğu binaydı. Oraya da çıktık. 4 saat orada kaldık. Emniyet Müdürü Osman Ak geldi ve sorunlarımızın tamamının bilincindelerdi. ‘Çarşamba günü yanıma gelin ve görüşme yapın işinizi ben halledeceğim’ dedi. Biz sonrasında çatıdan indik. Çarşamba günü Valilik önünde Balçınlar ve DEKA işçileri olarak tekrar toplandık. Aramızdan 5’er temsilci seçerek, toplam, 10 kişi Emniyet Müdürlüğü’ne yolladık. Oraya Ankara’dan bir müfettiş de geldi, İş-Kur İl Müdürü Gönül Demirsu ve Osman Ak’la birlikte görüşme yapıldı. Bu görüşme 3 saat sürdü. Temsilcilerimiz bize açıklama yapmak için yanımıza geldiler ve her şeyin olumsuz olduğunu, ocağın bir daha üretime açılmayacağını anlattılar. Herkes ikilemde kaldı. 10’arlı gruplar halinde çeşitli avukatlara başvurduk. Hiçbirinin dediği birbirini tutmadı. Baktık bölünüyoruz dedik sesimizi tek yumruk halinde duyurmak için madene kapanma kararını ortak bir şekilde aldık. Herkes oradaki ortamı bildiği için zorunlu ihtiyaçlarımızı ve bir süre yetecek erzakımızla battaniyelerimizi alarak bu onurlu mücadeleye başladık.Umut ERSES: Eylemin ilk 3 gününde yemek yediniz. Sonra eyleminizi açlık grevine çevirdiniz. Peki sonra? Geri kalan günlerde neler yaşandı?Serkan DEMİR: 3 günde toplam 74 kişi girdik. Kalabalık olduğu için, eylem gibi sesimizi duyurmak geçirdiğimiz güzel vakitlerdi. 3. günden sonra elimizde malzeme kalmadığı için ve açlık grevine dönüştürdük. Teker teker arkadaşlarımızın eridiğini gördük. Her gün 2-3 kişi hastaneye kaldırıldı. 6 ve 7. günler ocağın için sınırlı kaldı, dolaşma bile dolaşamıyoruz. İhtiyaç görmeye bile 3’erli gruplar halinde gidiyorduk. Kimseyi tek başına bir yere yollamıyorduk. Hatta ilk zamanlarda ikili grup halindeydik. Survıvor yarışması gibi. Bir o grup azalıyordu bir diğeri. Sonra baktık iyice azalınca resmen adaları birleştirdik. Direnişimize sonra tek çatı altında devam ettik.Umut ERSES: Emniyet tarafından tüm gazeteciler toplandı ve o güne kadar madene yaklaşmaları bile izin verilmeyen gazeteler arka tarafta bulunan girişe getirildi. O süreçte ‘Madende açlık oyunu’ tabiri bile yapıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Serkan DEMİR: Madende greve başladığımızda güvenlik güçleri tarafından hiçbir medya kuruluşu bölgeye alınmadı. Ama bir gizli nefesliğimiz vardı. Ailelerle ve dışarıyla iletişimizi kuruyorduk. Güvenlik güçleri burayı buldu. Orası kaçak ocak havzasıydı. Etraftaki erzak artıkları, içki şişeleri hepsi oraya toplandı. Normalde olmayan şeyler bile ocak ağzına birileri tarafından getirilerek toplandı. Sonra yandaş olarak tabir ettiğimiz medya kuruluşları bunu fotoğraflayarak içerideki onurlu mücadelemizi karalamaya çalıştı.Umut ERSES: Üretim yapılmayan ocaklarda gaz tehlikesi olabiliyor. Bunlar da göçüğe, grizuya neden olabiliyor. Sizin bulunduğunuz ocakta aynı şekilde bir süre çalışmadı. Peki, ölümle burun buruna geldiniz mi?Serkan DEMİR: Ocağımız dışarıdan üflemeli hava pervaneleri var. Onu hiç kesmediler ve sürekli içeriye temiz hava verildi. Fakat kullanılmayan bacalar vardı. Buralarda karbondioksit geliri ve oksijen azalmaları yaşanıyordu. TTK’dan tahlisiye ekibi gönderilmesi ve buranın ölçümlerinin yapılması istendi. Biz ilk zamanlar tahlisiye ekibine çok karşı çıktık. Sonra içeriye girmelerine izin verdik ve bize ölümcül olabilecek yerleri belirtip kapatmamızı sağladılar.Umut ERSES: 11 gündür hiçbir şey yemeyen insan ya ölür, ya da ölümle burun buruna gelir. Bununla nasıl başa çıktınız? İçeriye yiyecek yollandı mı?Serkan DEMİR: Sadece su ve şeker içeriye yollanıyordu. O sürekli geldi. Arkadaşlarımız hastalanınca bu sayı, git gide azaldı. İçerde 25 kişi kaldık. Bir kişi çok kötü durumdaydı, bana bir parça ekmek için yalvardı. Ben orada temsilciydim ve tahlisiye ekibinden bunu rica ettim. Fakat olumsuz yanıt geldi. Çünkü her gün 3-5 fire verdiğimiz için nasıl olsa bunlar 3-5 güne çıkar ve eylem son bulur diye bir parça ekmeği bile vermediler. Açlık ve soğukla son 5 gün mücadele ettik.Umut ERSES: Peki, tuvalet, duş, kıyafet değişimi, abdest gibi zaruri ihtiyaçları nasıl karşıladınız?Serkan DEMİR: Bir bacayı tuvalet olarak kullandık. Madende akan sular vardı. Banyo etmedik, ama her gün ayak el yüz yıkadık. Ayaklarımız hep pişik oldu. Çizmeyle yattık. Çıplak ayak duramadık çünkü hiçbir arkadaşımızın rahatsızlık vermedik. Tahta parçalarının üzerinde yattık. Bir battaniyeyi 3 kişi kullandık. Her geçen gün şartlar zorlaşıyordu. Genelde havasız olduğu için çoğu zamanı uyuyarak, aynı yerlerde volta atarak geçirdik.Umut ERSES: Moral bulmak için neler yaptınız? Mesela şarkı ve türküler söylediniz mi? Söylediyseniz o an aklınıza neler geliyordu?Serkan DEMİR: Herkes başından geçen olayları, anıları anlattı. Askerlik muhabbetleri yapıldı. Türküler söyledi. Fıkralar anlatıldı. Mesela duygusal şarkılar, türküler, söylendiğinde gözümüzün önüne çocuklarımız, ailemiz, eşimiz, anamız babamız geliyordu. Onun için duygusal şarkılardan biraz uzak duruyorduk. Çünkü hasret çok zor ve onları düşündüğünde ‘Ocaktan çıksak mı?’ diyenler olabiliyordu.Umut ERSES: Sonuçta 11 gün oturarak, uzanarak, volta atarak geçmez. Hiç oyun gibi zaman geçirerek şeyler yaptınız mı?Serkan DEMİR: İçerde çok sıkıldığımız vakit geçiremediğimiz anlar oldu. Yapacak bir şey de bulamıyorduk. Moral bulmak amacıyla olmayan bir topu varmış gibi düşünüp futbol maçı bile yaptık.Umut ERSES: Çok duygulandığınız bir olay yaşadınız mı?Serkan DEMİR: Yaşamaz mıyız? Düşünürken bile gözlerim doluyor. En son bir ekmeğimiz kalmıştı. Onu da hastalar için ayırmıştık. Onu parmak genişliğinde keserek 1 ekmeği 19 parçaya böldük. Herkese payını dağıttık. Aradan 1 gün geçti arkadaşımızın biri fenalaştı. Bir arkadaşım sonra yemek için o ekmeğinde cebinde saklıyormuş. Çıkardığı bu ekmeği ‘Ben daha idare ederim’ diyerek hasta olana verdi. Çoğu madenci burada köylerden gelip 3 vardiya birbirini çoğu zaman tanımazdı. Bir gün bende hastalandım ve direncim çok fazla düştü. Arkadaşımın biri başıma gelip bana kendi evladı gibi baktı. Benim payım olan ekmeği bana elleriyle yedirdi. Atleti çıkartıp, ıslatıp ıslatıp suyla ateşimi düşürmeye çalıştı.Umut ERSES: Hiç fikir ayrılığı yaşanılan bir an oldu mu? Veya hiç tartışma çıktı mı içeride?Serkan DEMİR: Bize her gün dışarıdan teklif geliyordu. ‘Şu kadar verelim çıkın, bunu verelim çıkın’ diye. Bizi sürekli eylemden vazgeçirmeye çalışıyordu. Biz en son 19 kişi kaldığımızda temsilci olarak bana soruluyordu. Ben de arkadaşlarıma izah edip fikir alışverişinde bulunuyordum. Aramızda sürtüşmeler oluyordu. 10 kişi evet derse 9’u hayır diyordu. Ama bunun hakkında oturup karar vermeye çalışıyorduk. En son kararı tahlisiye ekibine söyleyip dışarıya yolluyorduk. Çoğunluğun dediği değil 1 kişi bile hayır derse karar hayır çıkıyordu. Çünkü birlikteydik ve herkesin mutluluğu için bu eylemi yapıyorduk. İçerde tam bir aile olduk.Umut ERSES: 11 günlük direniş size en çok ne öğreti?Serkan DEMİR: Arkadaşlığı, paylaşmayı, sımsıkı bağlanmayı, birbirimize kenetlenmeyi ve adam satmamayı öğretti. Kısacası orası bir askerlikten daha öteydi. Hayatı orada tekrardan öğrendik diyebiliriz. Biz, direne direne kazandık. Direnişimizle de tüm Türkiye’ye örnek olduk.Umut ERSES: İl Emniyet Müdürü Osman Ak baretini takıp yanınıza kadar girdi. O an neler yaşandı? Zor kullanılıp çıkartılacağınızı düşündünüz mü?Serkan DEMİR: Polisin ocak içine girme yetkisi yoktu. Tahlisiye ekiplerinin ikna etmek için sürekli bize fikir sunuyorlardı. Bir an gene ocakta tahtaların üzerinde yatıyorduk. Tahlisiye ekibiyle birlikte İl Emniyet Müdürü Osman Ak’ın da içeriye yanımıza girdiğini fark ettik. O an kendisini tanıttı. İçerde olmamızın maksadını bize sordu. Çünkü mücadele farklı boyutlara taşınmaya çalışıyordu. Biz de kendisine geçmişe dönük maaş ve haklarımızı istediğimizi ve iş garantisi istediğimizi söyledik. Bize yaptığı açıklamalar bizi tatmin etmedi inandırıcı gelmedi ve biz de kendisini dinlemedik. Bize kızarak öfkeli bir şekilde dışarı çıktı. Ondan sonrada bizimle irtibatı kesip tahlisiye ekibiyle haberler gönderdi. Maaşımızın bir kısmını elden vereceklerini ‘Uygun mudur’ dedi, ‘Yok’ dedik. Tamamını istediğimizi söyledik. Kendisi biraz gerildi, sinirlendi ama zor kullanma gibi bir girişim olmadı.Umut ERSES: İçerdeki gaz ve beklemek ne gibi olumsuzluklar getirdi?Serkan DEMİR: 11 günde yavaş yavaş psikolojimiz ve hafıza kayıplarımız başlamıştı. Çünkü içerdeki gaz hafıza kaybını bile sağlıyordu. Uyku düzenimizi bozdu. Günün çoğu zamanını uyuyarak geçiriyorduk. Genelde gündüzleri uyuyorduk. Geceleri de muhabbet ve voltayla geçiyordu.Umut ERSES: Ocaktan çıktığınız da içerinin buzdolabı gibi olduğunuzu söylediniz. Peki, bu durumda ısınmak için ne yaptınız?Serkan DEMİR: Battaniyelere sarılıyorduk. Bir zaman sonra battaniye bile işe yaramadı ve birbirimize sarılarak ısınmaya çalıştık.Umut ERSES: Ocaktan çıkanlar hangi durumda çıkıyordu? Bu durum sizi vazgeçmeyi hiç düşündürdü mü?Serkan DEMİR: Vazgeçmeyi hiç düşünmedik. İçerde 5 kişi de kalsak, haklarımızı alana kadar bu eylemi sürdürüp direnecektik. İçimizden yürüyerek çıkanlar bile oldu. Sonuçta hem kendi hem de o arkadaşlarımızın haklarını savunduk. Bayılmak ve ölsem de beni çıkartmayın ben çıkmayacağım diyen arkadaşlarımız da oldu. Onları zorlan dışarı çıkarttık. Çünkü durumları git gide kötü oluyordu. Su bile içemeyecek durumda olanlar oldu. Onları da vagonlarla çıkarttık çıkarken ağlayanlar bile oldu.Umut ERSES: 11 gün boyunca yerde tahtaların üzerinde soğukta yattınız evinizdeki dünkü ilk sıcak yemek ilk gece nasıl geçti?Serkan DEMİR: Doktorumuz da yanımızdaydı ve bize ekmek yememizi sadece çorba içmemizi söyledi. Bir kase çorbayı zor içtim. Mide dün kabul etmedi. Eve gittiğimde dün gece yatakta uyuyamadım. Yere yorgan attım da öyle yattım. Yatağın yumuşaklığı dün gece çok rahatsız etti.Umut ERSES: Çocuklarınıza kavuşunca ne hissettiniz?Serkan DEMİR: Ufak oğlum bazı şeylerin farkında değildi. Sanki gurbetten geliyormuşum gibi öyle davrandılar. İlk banyo ihtiyacımızı karşıladık. 1-2 saate yakın banyoda kaldım. Arkadaşlarım tebrik ve beni karşılamak için geldi. Kapıya çıkıp arkadaşlarımı görmeye gittiğim oğlum arkamdan koşup ‘Yine mi gidiyorsun baba?’ diye sarıldı. Ondan sonra ben gitmeyeceğimi söyleyince eve geldim ve dinlenmeye geçtim. Yatağa uzandığımda iki oğlum bana sarıldılar. Eşimden çorba istedim ondan bile 1 tabak içemedim. Oda sürekli sorular sordu. Mahalledeki kahveye çıktım sanki hastaneden çıkmış gibi geçmiş olsun diyip durdu. Arkadaşım gözündeki değeri bir kez daha iyi anladım.Umut ERSES: Maaşlarınızı aldınız ama tazminatlarınız gibi daha alacaklarınız bulunuyor. Bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?Serkan DEMİR: Kalan haklarımızı hukuksal bir boyutta çözeceğiz. Kayyım bizi resmi olarak işten çıkartacak ve neticesinde mahkeme yoluyla tazminatlarımızı, işe dönüş davasını ve de İş-Kur’dan iş bulana kadar işsizlik maaşına bağlanacağız.Umut ERSES: Son olarak söylemedikleriniz nelerdir?Serkan DEMİR: Bu mücadelenin sonunda elde etmek istediğimize kavuştuğumuz için çok mutluyum. Biz böyle günler bir daha yaşamak istemiyoruz. Ne kadar anlatsam da içeride yaşanılanlar bana iyi bir ders oldu. İyi bir anı oldu. Ailelerin sürekli kapıdaydı. Okula giden çocuklarımız vardı onları düşündük. Paramız olduğu için onlara para bırakmamıştık. Devamlı onları düşündüğümüz günler oldu. Biz ailemizi yüzüstü bırakıp girdik ama onların güzel günler görmesi için girdik. Sadece içeri girmemiş maaş değil onurlu bir gelecekti. Benim işsiz kalmam çoluk çocuğumu ailemi ilgilendiriyordu. Bu mücadelede destek veren yanımızda olan ve yanımızda olduğunu hissettiren herkese teşekkür ediyoruz. Bu eylem işçi sınıfına örnek olacak bir direniş olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye ve işçi sınıfı hakkını almaya öğrettik. Balçınlar’ın ismini, madencinin ismini duyurduk. Biz işçi olarak bir üst seviyeye çıktık. Bize köle gözüyle bakan gözlerin açılmasını sağladık. Önceden madenciler ölüm olduğu zaman anılıyordu. Soma, Ermenek, TTK gibi yerlerde patlama olunca anılıyordu. İşçi şimdi hakkını aramasını öğrendi ve bu bize mutluluk veriyor. Halkinsesi.com.tr
Gündem
Yayınlanma: 31 Mayıs 2016 - 07:04

'Bir ekmeği 19'a böldük'
Gündem
31 Mayıs 2016 - 07:04
11 gündür bedenlerini açlığa yatırarak verdikleri onur mücadelesinin ardından...
Bu haber 3864 defa okunmuştur.
İlginizi Çekebilir















