Elbette yol bir ülkenin kan damarları, can damarları gibidir... Bu damarlar ne kadar dar ve bakımsız, yılan beli gibi kıvrım kıvrım, keskin virajlı olursa, elbette o memlekette ulaşım da sağlıklı ve güvenilir olmaz.
Bizim otobüslerimiz batı istikametini tercih ederek Anadolu’ya açılıyor ve komşu Kastamonu İli’nin kazası Çatalzeytin üzerinden İstanbul’a gidiyor... Her gün insanlarımız, hemşerilerimiz ve Sevgili Türkelililer bu güzergahı kullanarak batı şehirlerine, hatta Avrupa’ya seyahat ediyorlar...
Kastamonu’da1963-1964 öğretim yılında öğretmen okuluna başladığım ilk öğrencilik yıllarımdan beri,bu yolda yolcuyum ben de, sizler gibi... Hatta kamyondan bozma sivri burunlu “VABİS MARKA OTOBÜSLER”le yolculuk yapardık... O zamanlarda nerde MERCEDESLER?!..
Rahmetli Erbakan Hoca’mızla yaşadığım bir söyleşiyi sizlerle paylaşmadan edemiyeceğim...
18 Haziran 2002’de Rahmetli Erbakan Hoca Berlin’e gelmişti, şu bizim ünlü (!) derneğimiz Asider’i ziyarete... O gün Rahmetliye bir soru yöneltmiştim:
“Sayın Hocam, Sinop’un geri kalmışlığını neye bağlıyorsunuz? Siz de Sinoplusunuz! Neden bu kadar gerilerde kaldı bu Sinop?” diye sorduğumda; Sn. Erbakan bu soruyu şöyle yanıtlamıştı:
“Dağlar muhterem, dağlar... Sarp ve geçit vermeyen dağlar... Bu aşılamayan dağlar yüzünden, yollar yapılamadı ve Anadolu’nun ticaret ve kültüründen uzak kaldı Sinop...Bu nedenle Sinop, insanların uğrak yeri ve ticaret-kültür merkezi olamadı. İşte bu nedenlerle geri kaldı!” demişti...
Bu tesbit çok doğruydu...
Ancak il sınırımız Kastamonu bunu başardı ve o sarp dağları aştı... Bir kasabasını, Çatalzeytin’i Anadolu’ya ve kendisine ulaştırdı.
Bizler ise Türkelililer olarak halen emekliyoruz. Bırakın Anadolu’ya ulaşmayı, ilimiz Sinop’a bile ulaşamıyoruz...
Doğru değil mi?..
Bütün bu tesbitleri doğrulayanve her seferinde yaşadığımız ve aslında sizin de bildiğiniz bir “gözlem”imi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Düşünün bir kere...Bismillah Türkeli’den yola çıkıyorsunuz ve dikkat ediyorsunuz yolboyunca...İstikamet önce Çatalzeytin... Bu arada Helaldı -Türkeli arasındaki yol hezeyanımızı dabi an kafamızın bi köşesinesaklayalım... Tabi o kısmı da unutmayalım!
Şimdi fazla uzak değil, sadece 10 km.’lik mesafeyi Türkeli-Çatalzeytin arasını yolculuğumuz boyunca bi gözlemleyelim... Uyumayalım!.. Sağımıza solumuza ve önümüze bakalım şoförle beraber... İyi bakalım ki, görelim... “Bakmayan göremez!..”İşte sadece bu yolu çok iyi gözlemlerseniz, anlatmak istediklerimde ne kadar haklılık payımın olduğunu göreceksiniz!..
Bu yol boyunca özel arabalarımızın ve severek seyahat ettiğimiz otobüslerimizin ne hale geldiğini ve bir arabanın bile rahatlıkla geçemediği;dar, uçurum ve bakımsız olan bu keçi yolundan, korkulu bakışlarla nasıl da: “Oh beee!!!... Şükür Allah’a, bu sırat köprüsünü de geçtik!..” dercesine, bu ucube yolu, arkamızda bırakarak yolumuza devam ettiğimizi, yaşamayanımız yoktur sanırım...
Ennihayet Türkelimize bağlı Gencek Köyü’nüÇatalzeytin’e bağlayan köprüdekorkularımız son buluyor... Çünkü artık bu noktadan itibaren Kastamonu il sınırları başlıyor... Köprüden önce yaşadıklarımızla,köprüden sonra yaşayacaklarımız arasında, sanki 40 yıllık yol kalitesi farkı var...
Çatalzeytin’den hemen sonra, İsfendiyar – Küre dağlarının geçit vermez,haşin ve sarpkayalıklarını aşan yollar başlıyor...
Denizden sonra hemen, nerdeyse doksan derece dik bir açıyla yükselenbu yol,binlerce metre yüksekliği tırmanarak Kastamonu’ya ulaşıyor ... Her ne kadar kıvrım kıvrım keskin virajlı da olsa; genişletilmiş, kalite ve bakımlı bir yol... Halen de bu yolda bakım ve onarım çalışmaları tüm hızıyla sürüyor...
Öte yandan bizim Sinop’un Türkeli’ye olan yol uzantısı yürekler acısı.. İlkel, dar ve bakımsız, 1960’larda nasılyapılmışsa öylece bakire duruyor.. Evvelallah!
Sanki Sinop’un İl sınırları Rusyaya ait!..
Kastamonu İl sınırları da Türkiye Cumhuriyeti’ne ait!.
Öyle değil mi?.. Söyleyin lütfen!..
Hadi gel isyan etme!..
Bırakın öncesini...
Cumhuriyet tarihi boyunca cezalandırıldık!.. Hep uyutulduk..
Yetti artık!!!
Ya şu Sinop’u il olmaktan çıkartsınlar Kırşehir gibi kaza yapsınlar!!!...( Rahmetli Menderes Dönemi’nde; yöre halkı DP’ye oy vermeyince, Kırşehir ilini kaza yapmışlar!..)
Veyamemleketten “Adam gibi bir adam!” çıksın da, tüm bu 50 yıllık yol mağduriyetimizi dile getirsin ve önderlik yapsın!.. Ve hak ettiğimiz yollarımız Kastamonu’nun yolları gibi yapılsın...
Bu işin ilacı istemektir!
Ne istediğini bilmektir!
İstemek; tek yumruk, tek kuvvet olmakla güçlenir... Bu da sivil toplum örgütlerinin gücüdür... Türkeli’de ne kadar dernek, cemiyet, vakıf ve çatı örgütleri varsa; Esnaf ve Sanatkarlar Odasıyla Ticaret Odası da dahil tüm kuruluşlar tek güç olarak bir çatı altındaymış gibi, birliktehareket etmeli... Türkeli’nin insanları, birlik ve beraberlikle dayanışmayı sağlamalı...
Yoksa bireysel olarak bağırıp çağırmakla, “ben istersem olur, istemezsem olmaz” nağmeleriyle, ona buna çamur atmakla, “seviyorummmm bu Türkeli’yiben; Leyla’nın Mecnun’u sevdiği kadar!” demekle,(A) Partisini suçlamakla, (B) Partisini karalamakla, (C) Partsini “günah keçisi” gibi görmekle: ”Tencere dibin kara, seninki benden kara!..” demekle, bu yol BİTMEZ!!!... Sorunlarımıza çare bulunmaz!..
Birbirimizi karalama yerine;önce birlikle veberaberlikle dayanışmayı sağlayalım...
Ve istemeyi öğrenelim... Bundan hiçbir Türkelili zararla çıkmaz!..
İşte o zaman yol da yapılır, okul da yapılır... Türkeli’nin yaşam standartları da yükselir...
Böylece hepimizgöreceğizdayanışmanın ve birlikteliğin olumlu sonuçlarını... Türkeli’nin Sesi’ne kulak tıkayanların, nasıl kulak kabarttığını, nasıl cevap verdiklerini hep birlikte göreceğiz!..
Yeter ki; önce örgütlenelim!.. Sonra da İSTEYELİM!!!...
Çünkü: ”Ağlamayan çocuğa mama verilmez!..”
Hepiniz gibi ben de Türkeli’nin yaşanabilen bir Avrupa Kasabası olmasını özlüyorum, istiyorum..
Zaten Türkeli’nin nüfusunun yarıdan çok fazlası, Avrupa’yı gördü ve halen de Avrupa’da yaşıyor..
Sizlerin de özlemi; Avrupa’yı Türkeli’de görmek ve yaşamak değil mi?..
Sağlık ve başarı dileklerimle!









