Müzik veya musikinin insan üzerindeki etkisi muhakkaktır. Güzel bir ses bazen bir insandan, bazen bir kuştan, bazen bir su şırıltısından duyulduğunda hemen insanı tılsımı altına alır. Bazen bir davuldan, zurnadan, bazen incecik bir telden ve enstrümandan duyduğumuz seslerin tınısı da insanı cezp eder. Bu nameler hayatımızı o kadar kuşatmıştır ki artık müzik namelerinin olmadığı, duyulmadığı ne bir ev ne bir araç ne bir park, bahçe kalmamıştır.Yaratan’ın verdiği güzel sesle kimisi musiki sanatçısı olarak nam yapar, sesiyle ekmek kazanır. Kimisi bir müzik aleti ile müzisyenlik yaparak geçinir. Hatta bu alanda beste ve nota bilgisine sahip olanlar notaların muciz yapısıyla adeta “Havaya düğüm atarlar.”Dini alanda da bu böyledir. İlk ezan okunmaya başladığı tarihte Hz. Muhammed(as) en güzel sesli sahabe olan Hz. Bilal-i Habeşi yi görevlendirir. Ümmet onun sesi ile ferahlar. Her ezan vakti geldiğinde Hz.Peygamberimiz “kalk bizi ferahlandır ya Bilal!”derdi.Yine dinde musiki var mı? Diyenlere adeta cevaben Hz. Peygamber Efendimizin “Kur’an-ı sesinizle süsleyiniz”diye teşvikini görüyoruz.Musikinin insanlar üzerinde renklerde olduğu gibi etkisi görülür. İnsanların ruh halleri, psikolojik durumları ve morel, maneviyat atmosferi her an aynı düzeyde değildir. Bir hastaya doktorun hastalığına göre ilaç verdiği gibi musiki alanında da işin ehli olanlar ortamı, pozisyonu, şarkı sözlerini, yavaş veya hareketli parçaları dikkate alarak ustalık ve marifetlerini gösterirler.Nasıl ki ustasının maharetiyle notalar,makamlar, tiz ve baslar yerli yerince tereyağından kıl çekercesine akıcı, ruhları okşayıcı bir esinti oluverirse işte o zaman musikinin evrenselliğini ruhi bir terapi oluşunu hisseder insan. Ama ehliyetsiz, kifayetsiz ve yetersiz kimselerin elinde ve dilinde de bir o kadar sırtarır, sırıtır ve makamlar, müzikler çirkinleşir, detone olur ve çekilmez olur.Dini musiki de bu inceliğe dikkat edilmiş ve adeta ruhlara reçete yazılmıştır. Ruh bilimcilere göre sabah vakti; mahmurluğu, uyanışa ve kalkışa geçişi temsil eder. O vakitte ruhlar ürkütülmemeli, sıçratılmamalı. Onun için sabah ezanları adeta insanları, ruhları okşayarak uyandıran Saba Makamı ile okunur. Öğle vaktinde insanlar hareketli, heyecanlı, kanlı canlı, neşeli olurlar ki onların bu ruh hallerine en güzel elbise olan Uşşak makamı giydirilir. Artık yavaş yavaş yorulan, bitkinleşen, ağırlaşan beden ve ruhu ise İkindi vaktinde Rast Makamındaki ezan kendine getirir. Toparlanmanın, bir an önce bitirip eve dönmenin, bir telaşın içinde olan ruhlara Segah Makamındaki ezan hızlıca eşlik eder. Dinlenme, istirahat etme, iş bitiminde huzura erme veya hüzünlenmeye geçen insana adeta yarın yeni bir gün var dercesine Yatsı Ezanı dertlice eşlik edince anlarsın ki tencere kapağını bulmuş, taş gediğine oturmuş, ruhundaki boşluklar bir bir dolmuştur.“Müzik ruhun gıdasıdır” deniyor ya, işte şimdi bir ezan dinleme, ruha gıda, cana şifa, derde deva zamanıdır. Açıp pencereyi kapıyı girsin o eşsiz seda içeri… bizler yürüyelim şen edelim mabet ve camileri…“Bu ezanlar ki şehadeti dinin temeli ebedi benim yurdumun üstünde inlemeli”
Genel
Yayınlanma: 08 Haziran 2014 - 09:18
Havaya düğüm atanlar
Genel
08 Haziran 2014 - 09:18
Müzik veya musikinin insan üzerindeki etkisi muhakkaktır. Güzel bir ses bazen bir insandan, bazen bir kuştan,...
Bu haber 3356 defa okunmuştur.
İlginizi Çekebilir











