İnsanın doğumla başlayan hayat yolculuğu çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık basamaklarından geçip ölümle nihayete erer. Hayatın akışı içerisinde, her dönem zamanla yerini bir sonraki döneme bırakmaktadır. Doğrusu tarih boyunca insan yaşantısıyla ilgilenen birçok bilim adamı ve doktor yaşlılığı ortadan kaldırmak veya en azından onu asgari düzeye indirmek için çok uğraşmış,ancak bunu başaramamışlar. Günümüzde birtakım estetik ameliyat ve tedavilerle vücutta yüzeysel bir iyileştirme yapılabiliyorsa da bedendeki çöküşün ve ömür ağacının kurumasının önüne geçilememiştir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s) "Allah her hastalık için mutlaka bir deva vermiştir.Ancak bir dert müstesna, o da ihtiyarlıktır." (EbuDavud,"Tıb",1) buyurarak insan için yaşlılığın kaçınılmaz olduğu gerçeğini haber vermiştir. Bir günlük zaman diliminde; sabahın erken saatleriyle bir doğuş, kuşlukla bir gençlik, öğle ile bir olgunluk ve durulma, ikindi ile bir tezgah kapatma hazırlığı, akşamla yuvaya dönüş ve nihayet gece ile bu sürecin kapatılması ve yarın için istirahate çekilme vardır. İnsanoğlu, aynı süreci ilkbahar, yaz, sonbahar, kış oluşumlarıyla da yaşamaktadır.Madem yaşlılığı durdurmak mümkün değil, öyleyse yapılması gereken onu kabullenmek ve yaşlılık günlerine kendimizi şimdiden hazırlamaktır. Hayatın sona yaklaşan bu demlerini verimli ve sevimli bir hale getirmek, sıkıntılı ve çekilmez bir hale getirmek de bizim elimizde. Ömrü olan herkes yaşlanacağına göre insanoğlu, ihtiyarlık gelmeden önce Salih ameller yapmak suretiyle hayat sermayesini şuurlu bir şekilde kullanmayı bilmektir.Sevgili peygamberimiz (s.a.s) "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin.Hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, yaşlılık gelmeden önce gençliğin, ölüm gelmeden önce hayatın fakirlik gelmeden önce zenginliğin kıymetini biliniz." (Camiü’s sağir,1,40) buyurarak kaçınılmaz olan yaşlılık gelmeden önce gençlik nimetinin kıymetini bilmemiz konusunda bizleri uyarmaktadır.Ömrün saman alevi gibi yanıp geçiveren kısacık bir süre olduğunu en iyi idrak edenler yaşlılardır. Yaşlılık, insana ne kadar aciz ve zayıf bir varlık olduğunu hatırlatan ve ne kadar yaşarsak yaşayalım bir gün mutlaka bu hayatın sona ereceğini anlatan bir dönemdir. Hz.Ömer’in, kendisine her gün ölümü hatırlatması için birini ücretle tutuğu, bir zaman sonra saçlarına aklar düştüğünde ise artık bunu hatırlatmaya gerek olmadığını saçlarına düşen akların ona ölümü hatırlatmak için kafi geldiğini söylediği rivayet edilir.Hayatlarının en aciz çağında olan ve pek çok şeyini geçen yıllarla beraber yitirmiş olan yaşlılara saygı ve hürmet gösterilmesi gerektiğini öğütleyen peygamberimiz şöyle buyurmaktadır; "Büyüklerimize acımayan,büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir." (Tirmizi,”Birr”,15)Duygusallığın en yoğun olduğu bu dönemde yaşlıları rencide edecek, incelmiş ruhlarını üzecek, kalplerini kıracak tavırlardan kaçınmak gerekmektedir. Çünkü bugün gücümüz kuvvetimiz yerinde, gençliğimize ve güzelliğimize güveniyoruz. Ama ömür kifayet ederse yarın bizlerde yaşlanacağız. Eğer yaşlılık çağında ilgi ve hizmet bekliyorsak yaşlılara hürmeti bir yük olarak görmemek gerekir. Peygamberimizin şu sözleri bize bu gerçeği haber vermektedir.“Herhangi bir genç yaşından dolayı bir ihtiyara hürmat ederse Cenabi Allah da yaşlılığında ona hizmet edecek kimseler takdir edecektir.”
Genel
Yayınlanma: 11 Ocak 2013 - 15:32
Yaşlılık ve yaşlılara saygı
Genel
11 Ocak 2013 - 15:32
İnsanın doğumla başlayan hayat yolculuğu çocukluk, gençlik...
Bu haber 3875 defa okunmuştur.
İlginizi Çekebilir











