Hayatta insanlar çok farklı biçimlerde severler birbirlerini. Kimisi karşısındakine doğrudan haykırabilirken onu nasıl sevdiğini, kimisi sevse de söyleyemez hissettiklerini. Ve daha niceleri… Fakat bir başka sevmek daha vardır ki o hepsinden ayırır tüm sevmeleri. Uzaktan sevmek yok mudur hani? İnsanlar önce bağlandı mı birine, gerekirse taş basarlar ya yüreklerine? İşte ondan bahsediyorum. Uzaktan sevmek… Bizler güneşi de severiz sevmesine; ancak ona gözlüksüz ne bakabiliriz ne de yaklaşabiliriz. Gözlerimizi yaşartır, bağrımızı yakar çünkü. İşte böyle bir şeydir uzaktan sevmek de. Seversin ama yaklaşamazsın. Onu korumak için çaba göstermek istersin, bu sefer de “Sen kimsin?” derler adama. Kısacası yaklaşırsan ya kendini yakar ya da onu yakarsın. Bu yüzden bazen bir insana zarar vermemenin tek yolu onu uzaktan sevmektir aslında. Ne yazık ki her zaman karşılıklı düşünce kodlarımızın eşleşemez. Duyguların da karşılığını bulması icap eder. Çünkü aradaki boşlukları ancak onlar tamamlar. Böylece düşünceleri eşleşmeyenler birbirine tahammül eder. Ya da öğrenirler.Çevremizde çoğu kişinin kadir kıymet bilmeyen kişilere bağlandığını görürüz. Hatta geçenlerde bizzat şahit oldum böyle bir duruma. Bir arkadaşım yıllarca sevmiş sevmesine, çilesini çekmiş, başındaki saçını ağartmış. Dertten, kederden sigaraya bile başlamış. Hiç kimseye gitmemiş. Çalışmış, didinmiş; ona kavuşmanın mücadelesini vermiş. İşini, aşını hazır hale getirmiş. Sıra Allah’ın izniyle eşe gelmiş. Bacımıza haber göndermiş. Karşıdan gelen cevap ne olsa beğenirsiniz? “Bunca zaman bir insanın ilk günkü gibi sevmesi mümkün değil. Seninkisi bence aşktan da öte inada dönmüş. İnat ettiğin için bunca zaman beklemişsin.” demiş. Çocuk duyunca şok olmuş. Günlerce üzüntüden yataktan çıkamaz olmuş. Artık ne yapacağını şaşırmış. Şaşırılmayacak gibi de değil tabi. Çünkü aşk inat değil, yürek gerektirir. Ve yüreği olan ancak sever. Sevmesine sever de böyle sevmektense hiç sevmese daha iyidir. Çünkü bu durum uçsuz bucaksız bir okyanusta, rotası belli olmayan bir gemide kürek çekmeye benzer. Yani tüm çabalar boşa gider. Böylelerini asla uzaktan sevmenin en ufak muhatabı bile etmemek gerek. Neticede aşk mücadele gerektirir ancak boş yere yapılan bir mücadele de kişiyi tüketir. Mecnun da zamanında Leyla için çöllere düşmüş, mücadele etmiş ama Leyla da onun için çaba göstermiş. Ferhat da Şirin’e kavuşabilmek için dağları delmiş ama Şirin de onu beklemiş. Belki her ikisi de bu dünyada kavuşamamışlar ama onlar fani olandan baki olana ulaştıkları için yeryüzünün değil; cennetin güzelliklerini yaşamışlar. Peki, yeryüzünde milyarlarcası yaşanmışken neden hala dillerdedir böyle aşklar? Çünkü rotası cennet olan aşkları, Allah ölümsüz yapar.Uzaktan sevmek; bir bakıma daha çok Cenab-ı Hakk’ı, Peygamber Efendimizi (s.a.v) sevmeye benzer. Bu âlemden zamanında birisi geçmiştir ki dünyada belki de hiç kimse başaramamıştır onun gibi uzaktan sevebilmeyi. Adı da Hz. Vahşi… Duymuşsunuzdur belki hikâyesini. Yaman bir kemankeşmiş kendisi. Attığını tam on ikiden vururmuş. Cahiliye döneminde henüz Müslümanlığı tanımadan evvel Mekkeli müşriklerin dolduruşuna gelip Hz. Hamza’yı şehit eder Hz. Vahşi. Kimi şehit ettiğini geç fark edince pişman olur tabi. Peygamber Efendimizi tanıyıp ona yürekten bağlanınca Müslüman olmaya karar verir. Efendimizin bağışlayıcı tabiatının gölgesine sığınmak ister. Haber verir huzuruna geleceğini. Derdi büyük Peygamberimiz de geri cevap gönderir, onu affettiğini. Ancak: “Gözüme görünmesin.” diyerek; ona bakarsa Hz. Hamza’yı hatırlatacağını söyler. Bu durum üzerine yüreğine taş basar. Efendimizi uzaktan sevmeye başlar Hz. Vahşi. Onun hutbelerine bol çarşaflar içerisinde katılmaya başlar. Yüzünü de gizler tabi. En arka saflardan dinler Efendimizi. Ve bu durum yıllarca devam eder. Hz. Vahşi, uzaktan sevmek uğruna kim bilir ne eziyetler çeker? Neticede: “Derdi ancak çeken bilir.” derler.Hz. Vahşi’nin dilinden Peygamber Efendimize karşı söylenmiş bir ilahi var aşağıdaki linklerde. Adı da “Emri Olur”… İlk defa güftesi ve bestesi Mustafa Cihat tarafından yapılmış ve söylenmiş olup; Grup İmera ve Mustafa Ceceli gibi sanatçılarımızca da dillendirilmiş yorumları bulunmaktadır. Son zamanlarda en çok dinlenenler arasına yerleşti bu ilahi. Sizlerden de dinleyen vardır elbette. Ama olsun. Yine dinleyin. Hem de hepsinden ayrı ayrı dinleyin. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır sonuçta.https://www.youtube.com/watch?v=laaargEoAz0https://www.youtube.com/watch?v=AY002EbA9DIhttps://www.youtube.com/watch?v=4Co0PBbzBFU
Genel
Yayınlanma: 10 Temmuz 2016 - 05:20
Uzaktan Sevmek
Genel
10 Temmuz 2016 - 05:20
“Dinle bu ney, neler hikâyet eder;Ayrılıklardan, nasıl şikâyet eder?” (Hz. Mevlana)
Bu haber 6654 defa okunmuştur.
İlginizi Çekebilir











