Değerli okuyucularım, sizlerle bu hafta devletimizin banisi, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bazı meselelere değinmek istiyorum. 19 Mayıs’ın da gelmesi üzerine sizlere onu hatırlattığımı düşünebilirsiniz. Ancak Atatürk’ü sadece milli bayramlarda veya benzer günlerde hatırlamak büyük bir vefasızlık örneğidir. Çünkü bu ülkede aldığımız her nefes bile aslında Atatürk ile, Türk milletiyle ve aziz şehitlerimizle doğrudan alakalıdır. Hatta tek taraflı bir alakadan öte, karşılıklı münasebet içerisindedir. Dolayısıyla bu yazımda sizlerle son zamanlarda tartışma konuları olan meşhur “Olmasaydı olmazdık!” meselesine, yıkılan heykellerine ve laiklik ilkesine değinmek istiyorum.Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki: “Olmasaydı da olurduk!” ama nasıl olurduk? Öncelikle asla Türk kalamazdık. Türk kalamadığımız gibi Müslümanlığı da koruyamazdık. Bu nedenle artık Alexsander, Petroviç, Goryançikovlar gibi moskofların çocuğu mu olurduk; yoksa George, Jonathan, Sindy gibi İngiliz Fransız uşağı mı olurduk bilinmez. Ancak şurası kesindir ki Yahudilerin peşinde Masonluk, Hristiyanların kiliselerinde Zangoçluk yapardık. Bugün minarelerimizden duyduğumuz ezan seslerini asla duyamazdık, çünkü ortada ne camiler olurdu ne de minareler. Artık kilise kulelerinden bol bol çan sesleri duyardık. Bu nedenle öncelikle laflarımıza dikkat edelim, elimizdeki hazinenin kıymetini bilelim. Gereksiz tartışmalara asla meydan vermeyelim. Bugünlerde bakıyorum, özellikle sosyal medyada Atatürk’ü tanımak için en ufak bir çabaya bile girmeyenler, kulaktan doğma bilgilerle hakkında kesin hükümler vermektedir. Hatta camilerdeki bazı imamlar bile kilise papazları misali onu dinden çıkarma, aforoz etme çabası içerisindeler. Ancak şurası iyi bilinmelidir ki bir insan ile ilgili kesin hükümler verebilmek için onu iyi tanımak gerekir. İyi tanımak için de ona farklı kaynakların gözünden bakmak icap eder. Dolayısıyla Atatük’ü iyi tanıyabilmek için de onunla ilgili bol bol kitaplar okuyalım ki en azından söylediklerimizin bir dayanağı olsun. Bizlere yıllarca okullarda Atatürk’ün sarı saçı, mavi gözü ve kahramanlıkları öğretildi ama bu kahramanlıkların altında yatan okuduğu 8.000’e yakın kitabından bahsedilmedi. Cebindeki iki liradan bir lirasını kitaba veren Atatürk, ne yazık ki öğretilmedi. İşte bu yüzden de bizler Atatürk’ü yıllarca anlayamadık ve anlatamıyoruz. Benim kızdığım asıl nokta ise üniversitelerde Atatürk ile ilgili yüzlerce kitap okumuş profesörlerin, doçentlerin bile kesin hükümler veremediği bazı hususlara bu herifler nasıl verebiliyor? Allah ile kul arasına nasıl olur da girerler? Vaziyet böyle olunca da Albert Einstein gibi “Cehalet ne güzel. Her şeyi biliyorsun!” demeden edemiyor insan.Son zamanlarda tartışma konusu olan diğer bir husus ise laiklik… Laiklik ile ilgili “Ben böyle düşünüyorum.” demeden önce sizlere tarihimizden beri süregelen bir Ortadoğu portresi çizmek istiyorum. Osmanlı Devleti’ndeki isyanları az çok duymuşuzdur. Özellikle 19.yy’a kadar çıkan birçok isyanın sebebi dini kökenli isyanlardır. Mesela Şahkulu, Şeyh Bedrettin gibi… Kısacası İran Şiiliği propaganda ederek Sünni mezhebine mensup Osmanlı’da tat dirlik bırakmamış. Tüm bu dini isyanların sebebi ise İslamiyet içerisinde tek bir görüşün hâkim olamamasındandır. Peygamber efendimizden sonraki dönemlerde özellikle Camel Vakası denilen deve olayından sonra İslamiyet’in içerisinde birçok görüş ayrılıkları başlamış ve yıllarca bu sebepten mütevellit nice kanlar dökülerek gövdeleri götürmüştür. Peki, bugünkü Ortadoğu’nun vaziyeti ne haldedir? Şiilik İran’da devam etmektedir. Hatta İŞİD adındaki bir terör örgütü de bugünkü Suriye topraklarında merkezinde Şiilik olan bir devlet kurmak istemektedir. Peki, bizim ülkemizdeki vaziyet nasıldır? Yüzde doksanı Müslüman olan bir ülke olduğumuz herkesin dilindedir. Fakat kimliğinde her dini İslam yazanların hepsi Müslüman mıdır? Müslüman olanların ne kadarı Alevi’dir, Sünni’dir, Şii’dir? Sünni çoğunlukta olanların ne kadarı Hanefi’dir, Şafi’dir, Hanbeli’dir, Mevlevi’dir ve Melami’dir? Müslümanların dışında kalanların ne kadarı Hıristiyan’dır, Yahudi’dir, Ateist’tir? Eğer laiklik kaldırıldı ve devletin resmi dinine İslamiyet yerleştirildi diyelim, peki ülkemiz hangi mezhebin doğrularına göre yönetilecektir? En nihayetinde laikliğin kaldırılması ne kadar doğrudur ve laiklik ne demektir? İşte değerli okuyucularım, buradan hareketle laiklik, tüm bu mezheplere ve dinlere mensup olanların eşit bir şekilde yönetildiği ve dış güçlerden gelebilecek, dini duyguları körükleyerek isyanlara sebebiyet verebilecek tehlikeleri önlemek demektir. Biz istemez miyiz sanki devletimizin İslam’a, şeriata göre yönetilsin? Dikkat çekerim ki Atatürk kendisi de zaten ilk başlarda şeriatı uygulamış bir şahsiyettir. Cephede savaşırken kaçarak cüppeyi sarığı üzerine geçirip, Anadolu’nun ücra bir köşesinde halkı kandırarak imamlık yapan sarıklıları tespit edip tek tek astırmıştır. Mehmet Akif de bu yüzden demiştir: “Sarıklı milletidir milletin başına bela!” diye.Gelelim heykellerin yıkılması meselesine. Özellikle bu hususta doğudaki teröristlerden ve Şeriatı savunduklarını iddia eden, sözde dini bir azınlıktan büyük bir talep vardır. Atatürk’ün bu hususta zaten: “Ben ölünce heykellerimi dikin.” gibi bir isteği yoktur. Aksine “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır.” der. Heykel olacaktır demez! Asıl en büyük heykel olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bizlere emanet eder. Heykellerinin yıkılmasını isteyenler, merak etmesinler. Çünkü bugün bunu Doğu’da ve Güneydoğu’da birçok belediye yapıyor zaten. Ancak yerine terörist başınınkileri dikmek kaydıyla tabi… Melih Gökçek bile Ankara’daki Atatürk heykelini yıktırdı ve yerine koskoca bir dinozor heykeli diktirdi. Rize’nin belediye başkanı da meydandan heykeli yıkıp koskoca bir çay bardağı koydu yerine. Ve daha niceleri… Hal böyle olunca insan soramadan edemiyor doğrusu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bebek katilleri ve dinozorlar çay bardaklarından çay içe içe kurdu da bizim mi haberimiz olmadı? Farz edelim hepsini yıktınız. Peki, onu bizim kalbimizden nasıl söküp atacaksınız? Dikkatinizi çekerim ki biz Türk milletiyiz. Ve bizler de milyonlarız… Atatürk’ü yedirmeyiz!













