Değerli okuyucularım, bu yazımda sizlere edebiyatımızın ünlü simalarından Sabahattin Ali'nin, Kürk Mantolu Madonna romanından bahsetmek istiyorum. Öncesinde biraz Sabahattin Ali ismi üzerine konuşacak olursak, köylümüzden kentlimize kadar bu ismin kulağımıza hiç de yabancı gelmediğini düşünmekteyim. Hiç bilmeyenlerimizin bile en azından :"Aldırma gönül aldırma !" dizelerini duyduğundan yana şüphem yoktur. Çünkü bu dizelerle o, bir zamanlar yattığı Tarihi Sinop Cezaevi'nden kaderdaşlarının yürek yangınlarına sular serpen, toplumcu bir yazar olarak çıkar karşımıza.Yazarın, bu yıl 72. yaşını kutlayan “Kürk Mantolu Madonna” romanı ise son yıllar içerisinde en çok satanlar, en çok okunanlar listesinde birinci sırada kendine sabit bir yer edindi. Kitapçılarda yenice çıkmış, allı pullu reklam edilmiş çoğu nitelik yoksunu romanların arasında, gerçek edebiyatı o temsil etmektedir. Eser, mütemadiyen reklamsız ve tanıtımsız, adı dilden dile dolaşarak öncesinde küçük bir kartopu iken zamanla büyük bir çığ haline gelmiş, edebi ününü günden güne sağlamlaştırmıştır.Modernizmin birey üzerine inşa ettiği insan algısının, I. ve II. Dünya savaşlarının getirdiği buhranlı atmosfer ile yıkılmasından mütevellit, dünya ve Türk edebiyatında antikahramanlar doğmaya başlamıştır. Sosyal yaşamdaki bu değişiklik, “toplumcu” Sabahattin Ali’yi de etkileyerek "bireyci" bir edebiyat anlayışına sürüklemiş, böylelikle Kürk Mantolu Madonna, başkahraman Raif Efendi'nin kimliğinde amaçsız, günübirlik yaşayan, geleceğe dair hedefleri ve beklentileri olmayan, içine kapanık, sıradan ve küçük insanın romanı olmuştur.Eserin konusunu bu sebeplerden dolayı bireysel bir tema olan “aşk” oluşturmaktadır. Ancak bu aşk, bu zamana değin alışageldiğimiz filmlerdeki, Türk sinemalarındaki klasik aşk senaryolarından farklı olarak bir resimde, yani Kürk Mantolu Madonna tablosunda başlar. Bu aşk, Raif ile Maria Puder’in öğrenilmiş çaresizliklerle dolu aşkıdır. Raif'i çevresine hatta kendisine bile yabancılaştıracak derecede başını döndüren bir aşk... Üzerine nice şiirlerin kaleme alındığı, adını dilden dile duyurmuş bir aşk...Yani uzun süzün kısası; değerli okuyucularım, kelimelerin anlatmakta kifayetsiz kalacağı bir aşktır bu aşk.Dolayısıyla kurgusunun başarısı, romanda yer alan şahısların ustalıkla çizilmiş olması, kullanılan dilin akıcılığı ve sağlamlığı ortaya başarılı bir eser çıkarmış, adını dilden dile duyurarak hala genç kalabilmesini sağlamıştır. Yani kısaca diyebiliriz ki: "Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna romanı ile edebiyatımızda edinmiş olduğu haklı şöhretini pekiştirmiştir." Üzerinde nice yazarların, şairlerin ve öğretmenlerin güzel düşüncelerini samimi bir dille beyan etmekten çekinmediği bu eser hakkında, ülkemizin gelecekteki değerli Türkçe öğretmeni Derya Şahan, şöyle bahsetmektedir:''Sabahattin Ali'nin bu romanının sevilmesinin sebeplerinden birinin kitapta yaşanılan aşkın saygı sevgi çerçevesinde gerçekçi bir biçimde kaleme alınması olduğuna inanıyorum. Yazar aşkla özlemi harmanlamış okuyucuya etkili bir biçimde aktarmıştır. Okurken hissedilen duygu yoğunluğu kitabın tekrar okunması istediğini arttırıyor. Günümüz aşklarını da göz önünde bulundurduğumuzda Raif Efendi ve Maria Puder'in hikayesi eski aşkları özendirmiyor değil.”Değerli meslektaşıma, bu içten ve samimi yorumu üzerine teşekkürlerimi sunar ve siz değerli okyucularımın bu güzel eseri en kısa zamanda tedarik edip okumasını isterim. Eseri okuyup bitirdikten sonra da, aşağıdaki linkten ülkemizin son dönem değerli şairlerinden Bekir Sıtkı Erdoğan’ın “Maria” şiirini, Bedirhan Gökçe’nin eşsiz yorumuyla dinlemenizi öneririm. Bir sonraki yazıda tekrar görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın. https://www.youtube.com/watch?v=AKyeMQRstx4











