Bugünlerde Edirnekapı Şehitliği yüzlerce ziyaretçinin akınına uğruyor. Herkes ellerinde karanfil ve Kuran-ı Kerim'lerle Milli Şairimiz Mehmet Akif’in kabri başına geliyor. Vefatının 79. yılında buğulu gözlerle ettikleri dualarla onu anıyor. Ben de burada ayrığından geriye kalan bu satırlarda ondan bahsedeceğim biraz.Hepimiz ilkokul sıralarından başlayarak, gür bir sesle bayrağımızın gönderden göklere çekilişinin eşliğinde okuduğumuz İstiklal Marşımızın şairi olarak tanıdık onu. Bizlere milletçe karşılaştığımız sorunlar karşısında evvela korkmamayı öğreten bu marşı okudukça sevdik, milletimiz gibi kükredik, Türk ulusunun başarılarıyla yüceldik. Milletimizin duygu, düşünce ve hissiyatını sanatının içkin doğasına yedirerek onu kaleme alan bu değerli adama da “Milli Şairimiz” dedik. Çünkü zerre kadar menfaat beklemeden bu vatanı nasıl sevebileceğimizi ilk ondan öğrendik. Topraklarımızı tehdit eden iç ve dış kuvvetler karşısında Allah’a inanarak; korkmadan, yılmadan mücadele ettiğimiz takdirde, bu şafaklarda yüzen al sancağın her daim orada dalgalanacağını ilk ondan duyduk. Yüzlerce top, tüfek, mermi ve gemisiyle etrafı adeta çelik zırhlı duvarları andıran devletlere karşı iman dolu yüreklerin, dünyayı karşısına alarak nasıl galebe geldiğini gördük. Bastığımızı yerleri niçin “toprak!” diyerek geçemeyeceğimizi anladık. En nihayetinde özgürlüğün Allah’a tapan şanlı Türk milletine ait olduğunu onunla yaşadık.Hayatına şöyle bir göz attığımızda, 20 Aralık 1873’te İstanbul’da doğmuş, genç yaşta babasını kaybetmiş bir yetim çıkar karşımıza. Muhafazakâr bir aileye sahip, Türk-İslam kültürünün sentezinde yetişmiş, şiire ve edebiyata düşkün, kıyıya köşeye mısralar karalamayı seven, en büyük hayali hukuk mektebinde okumak isteyen bir genç… Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Tahir Efendi’dir. Kuran’ı Kerim’i küçük yaşta hıfzeden Mehmet Râgif, babası henüz ölmeden medreselerdeki bozulmalardan mütevellit, 2.Abdülhamit dönemi modern Osmanlı okullarına gönderilir. Mehmet Râgif ismi ise ona babası tarafından verilmiş olup Râgif, “ekmek” manasına gelir. Fakat arkadaşlarının bu ismi tercih etmeyip Râgif yerine Akif demeleri üzerine adı Mehmet Akif olarak kalmıştır. Osmanlı'nın son dönemlerinde bugünkü liselere tekabül eden idadiden mezun olunca en büyük hayali hukuk mektebine gitmek olan Mehmet Akif, babasının ölümünden dolayı bu okula gidememiş, küçük yaşta ailesinin bütün yükü omuzlarına binmiştir. O da bu yüzden bir an önce erken yoldan meslek sahibi olarak ailesinin geçimini daha rahatça idame ettirebilmek için Halkalı Ziraat Mektebi’ne yazılmış. Hem ek işlerde çalışarak ailesine bakmış, hem de okuyup buradan “Baytar” olarak mezun olmuştur. Hatta tüm bu yukarıdaki özelliklerine ilaven bir o kadar da hazırcevap kişiliğe sahip olan Mehmet Akif, sokaklarda satıcılık yapan bazı İngiliz, Fransız tüccarlarının düşük Türkçeleriyle dalga geçmek için kendisine gelerek: “ Senin mesleğin demek baytarmış.” demeleri üzerine derhal: “Hayırdır, efendiler yoksa bir sorununuz mu vardı?” cevabını yapıştırmıştır.Tarihimizin üç önemli safhasına tanıklık eden Mehmet Akif, Osmanlı’nın son döneminde saraya karşı olup meşrutiyet yönetimini desteklemiş. Sonra da İttihat ve Terakki'de bir umut ışığı görememesi ve dergisinin kapatılmasının ardından Atatürk’ün önderliğindeki Anadolu Hareketine katılmıştır. Evvela İstanbul’un büyük camileri başta olmak üzere halkı düşmanlara karşı İslam dini etrafında toplayarak birlik ve beraberliğe teşvik etmiş. Daha sonra İstanbul’un İngilizler tarafından işgali ve Atatürk’ün onun vatan ve millet için yaptığı hayırlı işleri haber alarak Anadolu’ya çağırmasıyla Ankara’ya geçmiştir. Büyük Millet Meclisi’ne Burdur Mebusu olarak seçilen Akif, burada da boş durmamış, Anadolu’nun çeşitli camilerini karış karış gezerek vaazlarında halkı Anadolu’nun Kurtuluş Hareketi’ne destek vermeye davet etmiş, hatta Kastamonu’daki Nasrullah Camii’nde de bu yönde ateşli konuşmalar yapmış, bu vaaz Diyarbakır’da basılarak bütün vilayetlere gönderilmiştir.1921’yılı Şubat ayında, imkânsızlıklar içerisinde Ankara Tacettin dergâhının duvarlarına yazarak tamamladığı İstiklal Marşı, yarışmaya gönderilen yedi yüz şiir içerisinde galebe gelmiş, bu şiir mecliste okunduğu zaman bütün milletvekilleri heyecana kapılıp şair Mehmet Akif’i uzun uzun alkışlamışlardır. Daha sonra bu şiir, 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45'te ulusal marş olarak kabul edilir. Mehmet Akif o kadar yokluk içerisinde olmasına rağmen, kendisine ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışlamıştır. İstiklal Marşını ise: "Bu benim milletimin malıdır." diyerek Safahat'a dahil etmemiştir.Biraz da onun diğer tüm şiirlerini topladığı Safahat adlı kitabından bahsedecek olursak, bu kitabı ilk açıp okumaya başladığımızda, sokağın ortasına dalmış, insanları merhametli olmaya çağıran bir adam olarak çıkar karşımıza. Safahat, kelime manasıyla “safhalar, devirler” anlamına gelir. Mehmet Akif de hayatının farklı devirlerinde kaleme aldığı şiirleri bu kitapta toplamıştır. Bazı ilahiyatçı, tarihçi ve edebiyatçı araştırmacıların yomuna göre Safahat, Kuran-ı Kerim’in çağımıza uyarlanmış bir versiyonu olarak da kabul edilir. Özellikle bu kitapta dini anlamda ortaçağ karanlığından kurtularak yenilenmemiz gerektiğini ifade eden birçok şiiri vardır. Kafasına sarık takanın yalancı peygamberlik, dervişlik, şıhlık iddialarında bulunduğu bir döneme tanıklık eden Mehmet Akif, İki Arkadaş Fatih Yolunda adlı şiirinde “Sarıklı milletinin bu milletin başına bela!” olduğunu ifade ederek tekke ve zaviyelerdeki bozulmaları tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. 1914-18 yıllarında kaleme aldığı Asım bölümündeki “Zulmü Alkışlayamam” ve “Çanakkale Şehitlerine” adlı manzumesi de dönemi aydınlatan diğer önemli şiirleri arasında yer alır.Ne tuhaf bir iştir ki bazı Cumhuriyet düşmanları hala günümüzde Mehmet Akif’in Cumhuriyet devri Şapka Kanunu’ndan sonra kafasından sarığı çıkarıp şapka giymeyi reddettiği için Mısır’a gittiğini iddia eder. Oysaki Mehmet Akif’in sarıklı hiçbir resmi olmayıp, bu konudaki görüşünü yukarıdaki şiirinde açıkça beyan etmiştir. Üstelik Mısır'a da Şapka Kanunu'ndan 4-5 ay önce gitmiştir. Hem gitmemiş olsaydı da şapka giymeye zorunluluğu asla yoktu. Çünkü bu kanun sadece devlet memurlarını kapsayan bir düzenlemedir. Mehmet Akif’ Mısır’a Diyanet’in Elmalılı Hamdi Yazır ile kendisinden istediği Kuran-ı Kerim meali için Mısır Üniversitesi’nin imkânlarından yararlanıp araştırmalar yapmak üzere gitmiştir. Fakat ömrü bu çalışmayı tamamlamaya el vermemiştir. Memlekette çeşitli bahanelerle Mehmet Akif üzerinden Atatürk düşmanlığı yaratmaya çalışanlar, acaba Mehmet Akif’in Mısır'dan ülkemize döndüğünde: “Mısırda on bir yıl kaldım, on bir saat daha kalsaydım çıldırırdım. Sana halise bir fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye’de, Milliyetçilik de Türkiye’de, Hürriyetçilik de Türkiye’de… Allah benim ömrümden alsın, Mustafa Kemal’e versin.” diyerek ettiği duayı hiç görmezden gelirler? Onlara tavsiyem Muhittin Nalbantoğlu’nun “Akif’ten Mektuplar” adlı kitabını derhal edinip okumalarıdır. Bunun yanında Mehmet Akif’in Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı hiçbir yazısı asla yoktur. Aynı zamanda Nutuk’ta yeri geldi mi en yakın arkadaşlarını bile yerden yere vuran Atatürk, Mehmet Akif’e dair en ufak bir şey bile söylemez. Ancak ona verdiği değeri gösterecek birçok davranışta bulunmuştur. Ölmeden evvel Mısır’dan Türkiye’ye gelirken özel bir feribotla onu Çanakkale Boğazı’ndan İstanbul’a getirtmiş, kendisine bizzat devlet maaşı bağlatmıştır. Ancak bu maaş devlet kademesindeki bazı Mehmet Akif karşıtları tarafından bir şekilde engellenerek verilmemiştir. Zaten de Atatürk öldükten sonra paraların üzerinden resmini kaldırıp kendi resmini koyan, Atatürk heykellerini yıkıp; yerine kendilerininkini yapan bir zihniyetten Mehmet Akif’e değer vermelerini beklemek abes olurdu zaten. Ne yazık ki bu kişiler yüzünden Türkiye Cumhuriyeti, bir devlet olarak Mehmet Akif’e gereken önemi ve değeri verememiş, hala da verememektedir. Mehmet Akif’in 1914’te İttihat ve Terakki’ye karşı yazdığı düşünülen “Zulmü Alkışlayamam” adlı şiirinin bestelenmiş halini dinlemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz. Bol muhabbetle kalınız.https://www.youtube.com/watch?v=DsM8i7tg4cI











