Kıymetli okuyucularım,20. yy'ın başlarında yani 1.Dünya Savaşı'ndan hemen sonra; bilim, sanat, felsefe, hukuk, moda gibi kulvarlarda , kısacası hayatın tüm alanlarında meydana gelen; yeni düşünce dünyalarının sorgulanmasına mütakib olarak günümüzde de hala içerisinde bulunduğumuz çağ "Postmodern Çağ" olarak adlandırılmaktadır.Kelime manasıyla post, sonra anlamına, postmodernizm ise "modernizm sonrası" anlamına gelmektedir. Yaşadığımız çağı, kendi düşüncelerimiz doğrultusunda daha iyi idrak edebilmemiz için yaşamımızın her noktanısa nüfus eden bu akımı bilmemiz gerekmektedir. Evvelâ onu daha iyi tanıyabilmek için kendisinden önceki akımı yani "modernizm" i anlamamız gereklidir.Modernizm, kelime manasıyla "çağa uygun olan" anlamına gelmektedir. Moda kelimesi de kendisinden türemiştir. Modernizm, medeni olmayı gerektirir. Medenilik de Medine şehrinden gelir ve "şehirli" demektir.18. yüzyılda Avrupa' da, kilisenin birtakım dogmalarla insanları sömürerek mallarına el koyması üzerine bazı aydın kişiler buna karşı çıkarak insanların ancak aklın ve bilimin ışığında rahat ve mutlu bir yaşam süreceğini savunmuşlar, kiliseyi ve doğmalarını yerden yere vurarak eleştirmişlerdir. Kant bu durumu:" İnsanın kendi aklına ergin olamama durumu" şeklinde özetlemiştir.Dünyadaki herkesi tek tip modanın esiri haline getirmeye çalışan modernizm, teknolojinin de gelişmesine paralel olarak etkisini tüm dünyaya yaymaya başlamıştır. Çünkü ona göre hayatta aklın ve bilimin kontrolünde tek bir doğru olmalı ve insanlar onun etrafında toplanmalıdır. Böylece herkes gerçek mutluluğa ve refaha ulaşabilir. Ancak yine de dünyanın birçok yerinde sömürgeciliğin devam etmesi ve ardından 1. Dünya Savaşı' nın patlak vermesi nedeniyle milyonlarca insan varsayılan o mutluluğa ulaşamadan helak olmuştur. Bu sefer akıl, duvara toslamıştır.Aklı ve bilimi sorgulamaya başlayan Alman bilim adamı Albert Einstein: "Bir saat bir saat değildir. " diyerek bilimin genellenebilir nesnellik anlayışını yerin dibine sokmuştur. Çünkü o, çöldeki yakıcı güneşin altında bekleyen kişinin bir saati ile sevdiği bir kişi ile zaman geçiren kişinin bir saatinin asla aynı olamayacağını söylemiştir. Bu yüzden herkes tarafından kabul edilebilecek bir doğrunun asla mümkün olmayıp, doğrunun kişiden kişiye değişebilen öznel yapıda olduğunu ispat etmiştir. Bu düşünceler, " Hangi doğru, kimin doğrusu?" sorularına gebe olmuş , bu durum Postmodernizm ruhuna temel teşkil etmiştir.Her türlü kurala, kaideye ve geleneğe karşı çıkan postmodernizm, karmaşık bir yapıyı esas alır. Bu yüzden Cengiz Aytmatov' un "Cemile" adlı eseri, geleneğe başkaldırıp kendi aşklarını yaşamak için kaçan iki genci anlattığı için Avrupalı yazar Aragon tarafından dünyanın en güzel aşk hikâyesi seçilmiştir.Postmodernizmin roman anlayışına göre ise dünyada yazılmamış, çizilmemiş hiçbir şey kalmamıştır. Bu yüzden romanda, bugüne değin yazılan eserlerden alıntılar yapılarak anlatı yapılmalıdır. Oğuz Atay'ın ‘’Tutunamayanlar ‘’ve İhsan Oktay Anar'ın ‘’Yedinci Gün’’ eserleri postmodern romana örnektir. 



Bol muhabbetle kalınız.




Bol muhabbetle kalınız. 









