Saygıdeğer Türkeli Ofset okuyucuları, hepinizin bildiği üzere, yaklaşmakta olan mayıs ayının 6.günü, Batı Türk dünyasında halk bayramımız Hıdrellez’in kutlandığı gündür.Hıdrellez... Bahar esintilerinden geçerek yanağımıza tatlı bir buse konduran o emsalsiz gün... Hepimiz için ziyadesiyle önem taşıyan bugün hangimizin hayatında unutulmaz bir yer etmemiştir ki. Annelerimizin iplere birer birer geçirerek hazırlayıp, boynumuza geçirdiği kestane kolyeleri , tokuşturulmak üzere minicik ellerimize tutuşturulan, soğan kabuklarıyla haşlanmış altın renkli , dumanı üstünde yumurtalar; fokur fokur kaynayan büyük keşkek kazanları, mezar başlarında buğulu gözlerle okunan, dilden kalbe nüfuz eden Kuran-ı kerimler , akabinde Yusuflu köyünde terkip edilen güreşler , coşkuyla çalınan davullar, ve daha niceleri...Tüm bu yaşantılar, duygu yüklü minik birer anı olarak kaydedilmiştir zihnimize; kimi zaman üzgün anlarımızda hatırlanıp tebessüm ettirmek, kimi zaman mazinin tozlu raflarından yorgun bir merhaba demek üzere…Bu yazımda Hıdırellez’in kelime manasından ve tarihçesinden yola çıkarak bugünü bizim için önemli kılan bazı noktalara değineceğim.Hıdırellez, Hızır ve İlyas isimlerinin halk ağzıyla birleştirilip okunmasıyla meydana gelen birleşik bir kelimedir. Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu’da yaz bayramı olarak kutlanan bu günün kaynağı İslamiyet öncesine kadar dayanmaktadır. Ancak Kuran-ı kerimde de geçen eski Acem (İran) hükümdarı İskender-i Zülkarneyn’in vezirleri Hızır As. İlyas peygamberin isimleriyle birlikte bu bayram dini bir muhtevaya bürünmüştür. Tarih olarak 6 Mayısta kutlanması ise Batı Türkleri arasında bugün de kullanılmakta olan Gregoryen takviminin esas alınması suretiyle genellik kazanmıştır.Doğu edebiyatında varyantlarına rastladığımız bir efsaneye göre İskender, ordusuyla birlikte bir ülkeye uğramış. Oranın halkı kendisine ileride bir denizin olduğunu ve bu denizi geçince ilerisinde bir karanlıklar yani Zulumat ülkesinin bulunduğunu, burada da Ab-ı Hayat adı verilen, içildiğinde kişiye sonsuz hayat bağışlayan ölümsüzlük suyunun olduğundan bahsetmişler.Bu haber üzerine İskender, veziri Hızır ile İlyas’ı bu suyu bulması için görevlendirmiş. Bulduklarında da kendisine haber çeşitli vasıtalar yardımıyla haber göndermelerini istemiş. Suyu aramaya koyulan vezirler, denizi geçtiklerinde yorulmuşlar ve bir pınarın başında dinlenmek için mola verip azıklarındaki haşlanmış balıkları çıkarmışlar. Çeşmede ellerini yıkarken balıkların üzerine su damlamış. Canlanıp suya karışmış. Bu durum üzerine ab-ı hayat suyunun bu olduğunu anlayan Hızır ile İlyas, pınardan kana kana su içmişler, Allah katında ölümsüzlüğe yükselmişler.Allah, onlara bir vahiy göndererek dünyanın sonuna dek Hızır’ı denizde zora düşenler için, İlyas’ı ise karada sıkıntıya düşenlere yardıma koşmakla görevlendirmiş. Bir rivayete göre de bu sudan İskender’e bahsetmemelerini söylemiş.Rivayet odur ki; senenin her 6 Mayıs tarihinde İskender Seddi üzerinde Kâbe’yi tavaf etmek üzere buluşan Hızır ile İlyas o yıl yapacakları işleri görüşür.Kuran-ı Kerim de Kehf/60, 72; Saffat/123, 130 ve En’am suresi 85. ayetlerde bu olaydan bahsedilmektedir.Siz değerli okuyucularımın Hıdırellez bayramı kutlu , kalpleri mesrûr, sırları mestûr, zahiri mâmûr, bâtını pür nûr ola.Karada ve denizde sıkıntıya düşenlere Hızır ve İlyas’ın yardım elinin uzanması temennilerimle…Bahar esintisi tadında kalınız…













