• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
  • Önemli Telefonlar
Anasayfa
  • Gündem
  • Genel
  • Politika
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Spor
  • Sağlık
  • Kültür-Sanat
  • Dünya
  • Yerel Bilim ve Teknoloji Eğitim Asayiş Çevre
  • Ara
SON DAKİKA:
15:49
Türkeli Limanı'nda 104 yapının yıkılacağı tarih belli oldu
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Hasan GÜLAÇ
  3. Modern insanın hapishanesi - Korku kültürü
Yayınlanma: 22 Nisan 2026 - 18:23

Modern insanın hapishanesi - Korku kültürü

22 Nisan 2026 - 18:23
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Hasan GÜLAÇ
Hasan GÜLAÇ
Manzaralı Rota
Modern insanın hapishanesi - Korku kültürü

Korku Kültürü, uzun süredir yazmayı istediğim ama bir türlü yazmaya cesaret edemediğim bir konu. Modern insanın her yanını sarmış olan korku kavramı o kadar çok alana sirayet etmiş durumda ki. İşte sırf bu nedenle, çıkacağımız bu günkü yolculuğumuzda sizleri korku kültürünün hangi duraklarına götüreceğime karar vermekte zorlandım. 

Eğitim, medya, iş dünyası, aile dahil olmak üzere toplumun tüm alanlarına sirayet ederek insan denen canı kendi içine hapsetmiş bu kavramı kısa bir yolculuk ile anlatmak zor olacak ama Manzaralı Rota sizleri bu seferde seyrine doyum olmayan bir yolculuğa daha çıkarmayı başaracak. 

Manzaralı Rotanın değerli okuyucu ve yolcuları, eğer hazırsanız yola çıkıyoruz. Kemerlerinizi bağlayınız, bugün biraz işe geç gidin, ev işlerine geç başlayın. Kahvenizi, çayınızı lütfen yanınıza almayı unutmayın. Korkularımız ile yüzleşmeye hazırsanız bende sizleri içine hapsolduğumuz hapishaneyi yani korku kültürünü anlatmaya başlıyorum.

Henüz yola çıkmadan, çok cesur ve dünyanın en güzel insanlarından biri olan rahmetli hocamız Doğan Cüceloğlu’ na şükranlarımı sunmak istiyorum. Yazması gerçekten güç olan Korku Kültürünü aynı isimli bir kitap ile hayatımıza sokarak bu konudaki farkındalığımızı artırdı. Onun tedrisatından geçmiş ve kitaplarını okuma fırsatına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Onun yazarak hayatımıza soktuğu bu kavramı, onun kadar anlamlı yazabilecek miyim? Bilmiyorum. Kendisinin de bu yazının yazılmasına çok sevineceğini düşünerek klavyenin tuşlarına basmaya cesaret ediyorum. 

Kahvelerimizden ilk yudumlarımızı aldığımıza göre artık yola çıkabiliriz. Korkusuz bir yolculuk diliyorum.

Günümüz modern dünyası ve bu dünyanın yolcuları olan bizler tüm insanlık tarihi boyunca bu kadar konfor içerisinde bulunmadık. Aynı zamanda güvenlik sağladığımız bu konfor bizleri büyük bir yanılsamanın içerisine sürükledi. Fark etmeden adına korku denen kavramın içine hapsolduk. Aslında bu kültürün hâkim olduğu hiçbir yerde güvende değiliz.

Korku, kavramını tanımlayarak işe başlayabilirim. Türk Dil Kurumu sözlüğünde korku kavramı maddesinde aynen şu yazıyor.

Korku; gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, solunum ve kalp atışı hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu. 

Korku, tehlikenin varlığı ya da gerçekliği ile ilişki değildir aslında. Korku, daha ziyade tehlikenin algılanma biçimi ile ilgilidir. Bu algılanma biçimi bir süre sonra birey açısından bir yaşam biçimine dönüşmektedir. Aynı algıyı paylaşan bireylerin oluşturduğu toplumlar tehlikeyi aynı şekilde kavramakla kalmayıp bunu gelecek kuşaklara da taşımaktadır. 

Kavramı daha anlaşılır hale getirmek için kültür kavramını da tanımlamak gerekiyor. Kültür, basit olarak bir toplumun dünyayı olayları insanları açıklamak için kullandığı ortak bakış açısı olarak tanımlanabilir. 

Korku kültürü, tehlikenin algılanış biçiminin toplumsal bir bakış açısı yani paradigması olarak ifade edilebilir. Bu bakış açısı zamanla siyasetten eğitime iş dünyasından aile sistemine kadar sirayet eden bir yönetim ve iletişim biçimine dönüşür. 

Özellikle aile ve eğitim sisteminde hâkim olan bu bakış açısı bireyleri ve kitleleri yönetmek ve manipüle etmek için çok elverişli bir araca dönüşüyor. Korku kültürü içerisine doğan birey için birinden korkmak ya da birini korkutarak yaşamak dışında başka bir seçenek kalmıyor. “Bize ne oluyor?” Sorusunun cevabı korku kültürünün içerisinde aranmalı. Hemen tüm toplumsal sorunlarımızın ve üretme kısırlığımızın altında bu kültür anlayışının olduğunu söylesem, yanılmış olmam.

Belirsizlik Korku Yaratıyor, Risk Artıyor…

Avcı toplayıcı atalarımız vahşi hayvanlardan korkarlarmış. Nüfus arttıkça kıtlık ve buna bağlı aç kalma korkusu oluşmaya başlamış. Orta çağda veba gibi hastalık kaynaklı korkular, yirminci yüz yıl ve öncesinde savaşlar ve işgal korkusu insanlığın yüreğinde korkuya neden olmuş. 

Günümüz modern dünyasında ise korkular yerel olmaktan çıkıp küresel ısınma, nükleer sızıntı, ekonomik krizler gibi kaynaklardan beslenerek küresel boyutlara ulaştı. Korku riski kontrol edilemez boyutlara ulaştı. Bu korku beraberinde toplumları kitlesel deformasyona sürüklemek gibi sonuçları beraberinde getiriyor.

Belirsizlik eşittir korku diyebiliriz. Bu belirsizlik, bireyde ve toplumda kesintisiz bir alarm halini harekete geçiriyor. Toplum sükûnet halinde bir geleceği inşa etmek yerine tüm enerjisini bu korkuyu yönetmeye harcıyor. Toplumun sinerjisini emen kocaman bir savunma mekanizması insanı savunmasızlığa sürüklüyor ve toplumu sağlıklı gelişimden ve değişimden uzaklaştırıyor.

Medya Korkuyu Reytinge Dönüştürürken Geleceği Tehdit Ediyor

Yolculuğumuzun henüz başında iken öncelikle medyadan bahsetmemiz gerekiyor. Korkunun kitleselleşmesinde medya çok önemli bir rol oynuyor. “Daha güzel haberler ile tekrar birlikte olmak üzere” şeklinde başlayan ya da biten haber sunumları inandırıcılıktan çok uzak. Çünkü korku kokan haberler medya için birer beslenme ve reyting unsuru. Bu açıdan korku kültürünün en güçlü ve hızlı taşıyıcısı medyadır. 

Günün yirmi dört saati dönen felaket haberleri sokağın, mahallenin, ülkenin ve en sonra dünyanın güvenilmez bir yer olduğu" mesajını sürekli yineliyor. Bu noktada en korkutucu sonuç insanın güvenilmez olduğuna dair güçlenen alg olarak karşımıza çıkıyor. Bu algı güçlendikçe insanlar sokakları boşaltıp evlerine kapanıyorlar. İnsana dair korku o kadar büyüyor ki aynı çatı altında yaşayan insanlar birbirlerinden çekilip yalnızlık kuyusuna hapsoluyor.

Korkunun Pornografisi: Şiddet ve felaket haberlerinin sunuluş biçimi bir taraftan korkuyu yüceltirken diğer taraftan bireyi ve dünyayı olduğundan çok tehlikeli gösteriyor. Bu noktada insan iki seçenek ten birini seçmek durumunda kalıyor. Kendince kendini korumak için ya sinip kalıyor ya da korkutacak bir zayıf aramaya başlıyor. Başka türlü hayatta kalamayacağını düşünmek onu seçeneksiz bırakıyor. Çünkü artık bütün dünyanın kirli olduğuna inanıyor. 

Siyasetin Yeni Aracı: "Güvenlik" Söylemi:    Değerli yolcular, yolculuğumuzun bu bölümünü yazmaya başladığım sırada hepimizi derinden üzen, çocuklarımızı korku denizine sürükleyen, onlarca insanın yaralanması ve ölümü ile sonuçlanan olaylar yaşadık. Son birkaç gündür farklı yaş gruplarından çocuklar öğrenim gördükleri okullarda silahlı saldırılar gerçekleştirdiler. Bütün ülke insanı “ne oluyor? Diye sormaya başladığı sırada her şeyi bilen sözde uzmanlar televizyon ekranlarından bilirkişilik görevlerini(!) icra etmeye başladılar. 

Siyaset kurumu her zamanki gibi sorumluluklarını kabul etmeyen siyasetçiler ile onları sözde eleştiren siyasetçiler arasında yeni bir çatışma ve ayrışma sürecini bizlere yaşatmaya başladı. Gazetelerde her zaman ki gibi köpürtülen başlıklar atılmaya başlandı. Ülke genelinde iki günlük iş bırakma eylemleri başlatıldı. 

Şunu söylemem gerekir ki çocuklarımız çok korktu ve korku kültürü ve bu kültürü besleyen anlayış yine kazandı. Oysa ki iş bırakmak yerine tüm okullarımızda sorumluluk sahibi tüm yetişkinler bir araya gelmeli, durumu gözden geçirmeli, tekrarının olmaması, okullarımızın şehrin en güvenli alanları olabilmesi için neler yapılması gerektiğini konuşmalı ve okul iletişim politikaları oluşturmalıydı. Öğrenci velilerimiz okullara çağırılmalı, öğretmenlerle el ele tutuşmalı ve çocuklarımız bu sevgi çemberinin içerisine alınarak çocuklarımıza güvende oldukları mesajı verilmeliydi. Ve çok kısa sürede okullarımızda yetişkin eğitimleri seferberliği başlatılmalıydı. Bir eğitimci olarak üzüntü ile görüyorum ki koca eğitim sistemi onca insan kaynağına sahip olmasına rağmen akıl tutulmasına tutulmuşçasına kendi çözümünü üretemiyor, köşesine çekilmiş korkudan titriyor. 

İki üç gündür karşılaştığım insanlar soruyorlar. “Hocam çocuklarımıza ne oluyor?” “Ne yapacağız ve çözüm nedir?”

Elbette çok yönlü değerlendirilmesi gereken bir toplumsal bir vaka ile karşı karşıyayız. Asla güvenlikçi politikalar ile bu şiddet sarmalından çıkmamız mümkün değil. Güvenlikçi politikalar korkuyu daha çok içselleştirmemize ve kendimizi saldırıya açık hale getirmemize neden olacak. Korkan ya da korkutan bir toplum değil, atılgan bireylerden oluşan atılgan bir toplumsal yapıya, anlayışa ihtiyaç var. 

Peki, yukarıda sorulan sorulara bir eğitimci olarak ne cevap verdim? Kısaca sizlerle paylaşmak isterim. 

Çocuklarımıza ne oluyor? Sorusundan önce sorulması gereken soru, “biz yetişkinlere ne oldu?” Gazetenin bir tanesi “14 yaşındaki cani” başlığı atmış. On dört yaşındaki bir çocuktan bir çeşit canlı bomba üreten kültüre ve o kültürün mış gibi yapan yetişkinlerine ne demeli? Mış gibi yaşamlar, yetişkinler, aileler, toplum, kurumlar, kamu yöneticileri, meslek insanları, eğitim, okul… İşimiz giderek içinden çıkılmaz bir hale dönüşüyor. 

Peki, yaşadığımız bu şiddet sarmalının çaresi nedir? Çözümün kesinlikle saf şefkat ve sevgiden ve korku kültürünü besleyen zihinlerden kurtulmaktan geçtiğini söyleyebilirim. Kısa bir yolculuğun içerisine sığdıramayacağımız kadar çok şey yapılmayı bekliyor. Sanırım çok kısa sürede toplumun ihtiyaç duyduğu kollektif aklı oluşturmak zorundayız. Bu kollektif aklın oluşturulmasında yetişkin eğitimi büyük önem taşıyor. 

Kaldığımız yerden yolumuza devam edelim. Yolculuğumuz süresince hem sorunları hem de çözümleri konuşmaya devam edeceğiz. O zaman kaldığımız yerden devam edelim. Biraz hızlanacağız, sıkı tutunalım.

Siyaset kurumu korku kültüründen en çok fayda sağlayan yapıların başında gelir. Korku kültürü sayesinde kendi meşruiyetini sağlar. Siyasetçiler için, toplumda yaratılan "dış mihraklar", "terör" veya "ekonomik çöküş" korkuları bulunmaz bir fırsattır. Bu korkular sayesinde istediği kadar otoriterleşme fırsatı bulur. Korku kültürü içinde yetişen korkanlar ve korkutanlar bu otoriterleşmenin devamlılığını sağlar.

Peki, bu devamlılık süreci nasıl işliyor? Toplumlar, üretilen güvenlik korkusu aracılığı ile özgürlüklerinden vaz geçerler. Bu ilginç bir takastır. Benim güvenliğimi sağla, bende özgürlüğümden vaz geçeyim anlayışıdır. Bu durumun benzeri toplumun en küçük birimi olan ailede gerçekleşir. Nasıl mı? Kısaca anlatayım.

Toplumun en küçük birimi olan aile korku kültürünün kuşaklar arası aktarımında en etkin araçtır. Korkunun hâkim olduğu aile ortamı sürekli bir belirsizlik taşır. Anne ve baba önceki kuşaklardan kendilerine aktarılan korkularını ve kendi kuşaklarının öğrenme ile aktarılan korkularını sürekli tekrarlar ile çocuklarına aktarırlar. “İnsanlar güvenilmezdir, dikkat et başına bir şey gelir, biz senin için neyin iyi olduğunu biliriz, ekmek aslanın ağzında, sınavı kazanmalısın yoksa geleceğin olmaz” gibi cümleler o kadar tekrar edilir ki çocuk bir süre sonra bu korkulara teslim olur. 

Eğer çocuk bu cümlelere itiraz ediyorsa fiziksel ve psikososyal baskı uygulanmaya başlar.

Bu kadar korku ve yarattığı belirsizlik karşısında çocuk zamanla kendi potansiyelinden ve özgürlüğünden vaz geçmeye başlar. Kendi yaşamının devamlılığının yetişkinler üzerinden sürdüğü düşüncesi ile zamanla kendisi olmaktan vaz geçer.  Onun içinde artık iki seçenek vardır. Ya korkan olacaktır ya da korkutan olacaktır. Dış dünyayı aşırı tehlikeli bulan aileler, çocuklarının bağımsızlaşmasını engeller.

Toplumsal ilişkilerde güven krizi tüm toplumsal tabakaları kapladı

Günümüz modern insanı güven kelimesini ağzından hiç düşürmemekle birlikte tüm ilişkilerini şüphe üzerine inşa ettiğinin farkında bile değil. Bu şüphe dolu yapı giderek yalnızlaştırmaktadır. Bu nedenle önce insan sonra toplum yıkılmaya yüz tutar. 

Helikopter Ebeveynlik: Dış dünyayı aşırı tehlikeli bulan aileler, bütün enerjilerini çocuğu korumak için harcarken fark etmeden çocuklarının bağımsızlaşmasını engeller.

Yabancı Korkusu: Korku kültürünün mış gibi ailesi çocuğa sürekli olarak "öteki", korkusu aşılar. Diğer insanlar her an zarar verebilecek bir potansiyel tehlike olarak kodlanır. Bu da toplumsal kutuplaşmayı ve yabancılaşmayı derinleştirir.

Sonuç: Korkuyu Aşmak Mümkün mü?

Korku kültürü, insanları pasifize eden, yaratıcılığı öldüren ve toplumsal dayanışmayı zayıflatan bir yapıdır. Bu döngüden çıkmanın yolu, rasyonel bir risk analizi yapabilmek ve medyanın sunduğu her bilgiyi eleştirel bir süzgeçten geçirmekten geçer.

Gerçek cesaret, tehlikenin yokluğu değil; korkunun bir kontrol aracı olarak kullanılmasına karşı direnç göstermek ve güven temelinde bir toplumsal sözleşmeyi yeniden inşa etmektir. Unutulmamalıdır ki; korkuyla yönetilen toplumlar büyümez, sadece saklanır.

Korku kültürü, makro düzeyde toplumu şekillendirdiği gibi, toplumun en küçük birimi olan aile yapısını da kökten değiştirir. Modern dünyada aile, dışarıdaki "tehlikeli" dünyadan kaçılan bir sığınak olarak görülse de korku kültürü bu sığınağın duvarlarını bazen bir hapishaneye dönüştürebilir.

Bizler sokaklardan çekildiğimizde sokakları kimler dolduruyor? Aile bir hapishaneye nasıl dönüşüyor?

Değerli yolcular şimdi korku kültürünün aile üzerindeki etkileri üzerine konuşalım, ne dersiniz?

Helikopter Ebeveynlik ve Aşırı Korumacılık

Kendine has gerekçeleri ile çocuklarını dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışan günümüz ailesi tüm enerjisini çocuğu korumaya harcarken onun inisiyatif almasını kendini deneyimlemesini engeller. Bu durum başlangıçta çocuğu memnun eder. Çünkü ailenin sağladığı ve çocuğun hiçbir şey yapması gerekmeyen bir konfor alanı oluşur. Fakat gerçek dünya ile bir şekilde karşılaşma zamanı geldiğinde çocuk sahip olduğu bağımlılık alanının dışına çıkamaz çünkü sahip olduğu korku içselleşmiş ve çocuğun potansiyeli tükenmiştir. Çocuğu koruma çabası ile birer helikoptere dönüşen ebeveynler için artık yepyeni sorunlar baş gösterecektir.

Şeytanlaştırılan Dış Dünya: Tekinsiz yerler olarak anlatılan sokaklar, parklar ve okul bahçeleri çocukların dış dünyada serbestçe oyun oynamasını ve keşif yapmasını engeller. Geçen zaman içinde mahalle kültürü yok olur.
Bağımsızlık Kaybı: Korku kültürünün çocukta en tehlikeli etkisi bağımsızlık kaybına uğratmasıdır. Kendi başlarına risk almayı ve sorun çözmeyi öğrenemeyen çocuklar, ebeveynler tarafından sürekli olarak denetlenirler. Bu denetleme çabası çocuk ve yetişkin arasında gelişmesi beklemen anlama ve anlaşılma ilişkisinin gelişmesini engeller.

"Yabancı Tehlikesi" ve Sosyal İzolasyon, Komşuluk Bitiyor

Kendi içine kapanan ve yabancılaşan toplumun en belirgin özelliklerinden birisi yaşadığı güven kaybıdır. Bu güven kaybı ve izolasyon ailenin sosyal çevresini daraltır. Aynı apartmanda oturup birbirini hiç tanımayan sözde komşular oluşur. Bu kültür içinde bir şekilde bir araya gelen insanlar her ne kadar komşuluk ilişkilerine atıfta bulunsa da kendileri daha sağlıklı iletişimler ve birliktelikler için bir şeyler yapmazlar. Sadece sorun üretir ama çözüm üretemezler. Korku kültürü ailenin ve bireylerin yaratıcılığını sorun çözme becerisini tüketir.

Zayıflayan Komşuluk: Eskiden çocukların emanet edildiği komşular, artık potansiyel birer "yabancıdır ve tehlikelidir. Bugünün çocuklarının en önemli sorunlarından birisi okuldan döndüğünde dışarıda kalmaktır. Benim dönemimde kapıda kalmak gibi bir durum asla söz konusu değildi. Çünkü bizim kuşağımızın çocuklarının bir tane değil onlarca evi vardı. Eve geldiğimizde kimse yoksa herhangi bir komşumuzun evinde ailemizi gönül rahatlığı ile bekleyebilirdik. Üstelik oradan bir şeyler yemeden çıkmakta mümkün değildi. 

O yıllarda mahallenin çocukları sadece kendi evlerinin değil tüm komşuların çocukları sayılırdı. Biz dışarıda olduğumuz zaman ailelerimiz tedirgin olmazdı. Çünkü anne babalarımız bilirdi ki dışarıdaki insanlar en az onlar kadar güvenilir ve namuslu insanlardı.

Aileler Kendi İçine Kapandı: Sadece kendi üyelerine güvenen, dış dünyaya kapılarını sıkıca kapatan aileler, çocuğun toplumsallaşma sürecini ve empati yeteneğini zayıflatıyor. Toplumsallaşma deneyimi ödevini tamamlayamayan çocuk empati duygusunu yitiriyor, sadece sokağa değil kendi evine de yabancılaşıyor. 

Fakat doğasında var olan ilişki kurma güdüsü onun peşini bırakmıyor. Eve kapanan çocuk dijital dünyada bu ihtiyacı karşılayıp ait olma çabası içerisine giriyor. Maalesef bu çocuklar yetersiz duygusal kapasiteleri nedeni ile manipülasyona ve her türlü tehlikeye açık hale geliyorlar.

Güven erozyona uğruyor ve gelsin dijital denetim: Korku, ebeveynleri teknolojik takip araçlarına iter. GPS takip cihazları, telefon izleme yazılımları ve sosyal medya denetimleri "güvenlik" adı altında standart hale gelir. İhlal edilen Mahremiyet, ebeveyn ve çocuk arasındaki güven bağını zedeler. Çocuk, korunmaktan ziyade izlendiğini hisseder. Dijital dünyadaki her etkileşim bir tehdit olarak algılandığında, aile içi iletişim "nasihat ve denetim" eksenine sıkışır.

Akademik ve Gelecek Kaygısı

Korku kültürü sadece fiziksel güvenlik değil, ekonomik güvenlik üzerinden de işler. Başarısızlık Korkusu: "Eğer en iyi okula gitmezse işsiz kalacak" korkusu, çocuk üzerinde devasa bir baskı yaratır. Aile, sevgi ve destek merkezi olmaktan çıkıp, çocuğu hayata hazırlayan bir "performans koçluğu" merkezine dönüşür. Çocukluğun Kaybolması: Hobiler ve oyunlar, sadece özgeçmiş doldurmak veya rekabet avantajı sağlamak için yapılan "aktivitelere" dönüşür. 

Kaygılı Nesiller: Korku kültürüyle büyüyen çocuklarda ve bu kültürü yöneten ebeveynlerde bazı ortak duygusal belirtiler görülür. 

Yaygın Anksiyete: Sürekli tetikte olma hali hem ebeveynde hem çocukta kronik kaygıyı tetikler. 

Özgüven Eksikliği: Kendi başına bir yere gitmesine veya karar vermesine izin verilmeyen birey, yetişkinliğinde de karar alma mekanizmalarında zorluk çeker.

Kırılganlık: "Kar tanesi nesli" olarak da adlandırılan, en küçük zorlukta kırılan ve baş etme becerileri gelişmemiş bireyler yetişebilir.

Korku kültürü, sözde aileyi korumaya çalışırken aslında onu yalıtır ve kırılganlaştırır. Sağlıklı bir aile yapısı, korkuyu tamamen yok sayan değil; riskleri rasyonel bir şekilde değerlendirebilen ve bireylerine "kendi ayakları üzerinde durma cesareti" aşılayan bir yapıdır.

Bitirmeden önce manzaralı rota bakış açısı ile korku kültürüne karşı neler yapabileceğimize bakalım. Sorunu ortaya koymak ile yetinmeyelim. Çözüm önerilerimizi de dile getirelim.

Çözüm İçin Pratik Adımlar

Ebeveynlerin eğitimde korku kültürüne karşı durabilmesi için benimseyebileceği bazı yaklaşımlar:

"Yeterince İyi" Ebeveynlik: Mükemmeliyetçilik korkuyu besler. Çocuğun hata yapmasına, kirlenmesine ve bazen de başarısız olmasına alan tanımak gerekir.

Okulla İş Birliği, Teslimiyet Değil: Okulu sadece bir "sınav merkezi" olarak görmeyip, öğretmenden akademik başarı kadar çocuğun duygusal dayanıklılığı hakkında da geri bildirim istemek.

Medya Diyeti: Aile içinde sürekli felaket haberlerinin izlendiği, dünyanın "korkunç bir yer" olduğunun pompalandığı bir atmosferden kaçınmak.

Güven İnşası: Çocuğa "Sen ne yaparsan yap, başına ne gelirse gelsin biz senin yanındayız" mesajını hissettirmek. Bu, dış dünyadaki tüm "korkutucu" unsurlara karşı en güçlü kalkandır.

Korku kültürüyle mücadelenin ilk adımı, çocuğun elini biraz daha gevşek tutma cesaretini göstermektir. Çünkü ancak güvenilen çocuk, dünyayı değiştirecek cesareti kendinde bulabilir.

Sizce bir ebeveynin bu korku çemberini kırmasındaki en büyük engel, kendi geçmişindeki kaygıları mı yoksa toplumsal mahalle baskısı mı?

Ebeveynlerin çocuklarını bir "korku fanusunda" büyütmelerinin en derin ve sessiz nedeni, genellikle kendi çocukluklarından taşıdıkları işlenmemiş kaygı mirasıdır. Psikolojide buna "kuşaklararası travma aktarımı" denir. Ebeveyn, çocuğunu koruduğunu sanırken aslında kendi geçmişindeki yaraları iyileştirmeye veya o yaraların çocukta açılmasını engellemeye çalışır.

İşte kendi geçmişimizdeki kaygıların ebeveynlik tutumumuzu nasıl rehin aldığına dair temel mekanizmalar:

Kendi Yoksunluklarını Telafi Etme Çabası: Ebeveyn, çocukluğunda neyin eksikliğini hissettiyse (maddi güvenlik, akademik başarı, sosyal statü), çocuğunun bu eksikliği yaşamasından dehşet düzeyinde korkar.

Örnek: Ekonomik zorluklarla büyümüş bir ebeveyn, çocuğunun sanatçı olma hayalini "aç kalma korkusuyla" bastırıp onu istemediği ama "güvenli" bir mesleğe zorlayabilir. Burada korkulan çocuğun geleceği değil, ebeveynin geçmişteki çaresizliğidir.

"Yansıtmalı Özdeşim": Çocuğu Kendi Gibi Görme

Ebeveyn, çocukluktaki "zayıf" veya "mağdur" halini çocuğuyla özdeşleştirir. Eğer ebeveyn okulda zorbalığa uğradıysa, çocuğunun en ufak bir sosyal çatışmasında aşırı tepki verir. Çocuğun başına gelen küçük bir aksilik, ebeveynde eski bir travmayı tetikler ve ebeveyn rasyonel bir korumadan ziyade, panik odaklı bir müdahale geliştirir.

Kontrol Aracılığıyla Güvenlik Arayışı

Geçmişinde kaos, belirsizlik veya öngörülemez bir aile ortamı (hastalık, huzursuzluk, kayıp) olan bireyler, yetişkin olduklarında her şeyi kontrol etme ihtiyacı duyarlar.

Belirsizlik = Tehlike: Bu ebeveynler için çocuğun "boş zamanı" veya "plansız aktivitesi" bir tehdittir. Her anı planlayarak geçmişteki o kaotik hissin tekrar etmesini engellemeye çalışırlar.

Bu Miras Nasıl Dönüştürülür? (Farkındalık Durakları)

Ebeveynin kendi geçmişindeki kaygıların gölgesinden çıkması için şu üç aşamalı içsel süreci işletmesi gerekir:

Ayrıştırma: "Bu korku çocuğuma mı ait, yoksa benim çocukluğuma mı?" sorusunu sormak. Çocuğun başına gelen bir olayda verilen tepkinin şiddeti, olayın büyüklüğünden fazlaysa, orada geçmişin hayaleti vardır.

Yaranın Kabulü: Kendi geçmişindeki eksiklikleri ve korkuları kabul etmek. "Ben bunu yaşamadım/yaşadım ve bu canımı yaktı, ama çocuğumun hikayesi benimkinden farklı olabilir."

Güvenli Bağlanma Deneyimi: Çocuğa duyulan güvenin, aslında kendine duyulan güvenin bir yansıması olduğunu fark etmek.

Sonuç: Zinciri Kırmak

Bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en büyük hediye, kendi kaygılarının yükünü onun omuzlarından almaktır. Bu, ebeveynin kendi çocukluğuyla barışması ve "Benim travmam, senin kaderin olmayacak" diyebilmesidir.

Toplumsal bir dönüşüm gerçekleşmeden, sadece bireysel farkındalıkla bu baskıya direnmek oldukça zordur. Çünkü günümüz toplumunda "başarı" ve "güvenlik" kavramları, korku kültürü tarafından yeniden tanımlanmış ve adeta birer pranga haline getirilmiştir.

Sanırım yolculuğumuzun bugünde sonuna geldik. Bitirmeden önce sizlerden bir şey rica edeceğim Ne olur bu yazdıklarımın içinde yer alan aile kavramını çıkarıp yerine eğitimi kavramını koyun. Bu sayede korku kültürünün, çocuklarımızı kurtarma aracı olarak gördüğümüz eğitimin ve eğitim kurumlarının nereye sürüklendiğini göreceksiniz. 

Kendi ayakları üzerinde duramayan bireyler, kendi ayakları üzerinde duramayan okullar ve artık çocuklarımıza hiçbir şey vaat etmeyen merkezi sınavlar ve mülakatlar…

Efendim, eşlik ettiğiniz için teşekkürle. Bugün yolculuğumuzun sonuna geldik. Sakın kimselere randevu vermeyin de tekrar birlikte olalım. Hayatı paylaşmak için. İnsana dair yapacağımız manzaralı bir rotada devam edecek başka bir yolculukta görüşmek üzere

Nisan-2026 TÜRKELİ

Bu yazı 134 defa okunmuştur.
  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Benimle bir ömür boyu çıldırmaya var mısın? - 16 Nisan 2026
  • Neden Manzaralı Rota? - 01 Nisan 2026
  • İnsan ne ile yaşar? (1) - 23 Mart 2026
  • Mutluluğa açılan yedi kapı, yedi anahtar (2) - 16 Mart 2026
  • Mutluluğa açılan yedi kapı, yedi anahtar (1) - 12 Mart 2026
  • İnsanlar için gayretlerinin karşılığı vardır! - 03 Mart 2026
    Köşe Yazarları
    Hasan GÜLAÇ
    Hasan GÜLAÇ
    Modern insanın hapishanesi - Korku kültürü
    Volkan KARAGÜLLE
    Volkan KARAGÜLLE
    Eski Sinop yolundan kış manzaraları
    8 Mart'ta kadın olmak
    Misafir Kalemler
    8 Mart'ta kadın olmak
    Nüfus artarsa hizmet artar mı?
    Yunus Celal ARAZ
    Nüfus artarsa hizmet artar mı?
    Cenaze ile güreşmek
    Abdullah KURU
    Cenaze ile güreşmek
    İyilikler unutulmasın, niyetler temiz kalsın: Bir şenlik üzerine düşünce
    Muhterem DEMİREL
    İyilikler unutulmasın, niyetler temiz kalsın: Bir şenlik üzerine düşünce
    Kestane gal arısı
    Mehmet YALDIZ
    Kestane gal arısı
    Güllüsu'da deniz çekilmesi üzerine bir değerlendirme
    Prof. Dr. Cevdet YILMAZ
    Güllüsu'da deniz çekilmesi üzerine bir değerlendirme
    Duygularla ilişki
    Beyhan ERDAL
    Duygularla ilişki
    Kurban ne demektir?
    İsa YAMAN
    Kurban ne demektir?
    En büyük bayram
    Anıl DİNCEL
    En büyük bayram
    Çok Okunan Haberler
    Kastamonu'da yaşanan olay tüyler ürpertti! Öldürdüğü eşinin cesediyle yaşadı!
    Kastamonu'da yaşanan olay tüyler ürpertti! Öldürdüğü eşinin cesediyle...
    Şükrü Harmantepe, son yolculuğuna uğurlanacak
    Şükrü Harmantepe, son yolculuğuna uğurlanacak
    Türkeli’de eğitimcilerden şiddete tepki: “Sessiz kalmayacağız!”
    Türkeli’de eğitimcilerden şiddete tepki: “Sessiz kalmayacağız!”
    Ana Sayfa
    Gündem
    Genel
    Politika
    Ekonomi
    Magazin
    Spor
    Sağlık
    Kültür-Sanat
    Dünya
    Yerel
    Bilim ve Teknoloji
    Eğitim
    Asayiş
    Çevre
    Köşe Yazarları
    Foto Galeri
    Video Galeri
    Biyografiler
    Vefatlar
    Günün Haberleri
    Arşiv
    Gazete Arşivi
    Karikatürler
    Anketler
    Hava Durumu
    Gazete Manşetleri
    Nöbetci Eczaneler
    Namaz Vakitleri
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Gündem
    • Kültür-Sanat
    • Magazin
    • Sağlık
    • Spor
    • Foto Galeri
    • Video Galeri
    • Köşe Yazarları
    • Biyografiler
    • Vefatlar
    • Günün Haberleri
    • Arşiv
    • Gazete Arşivi
    • Karikatürler
    • Anketler
    • Hava Durumu
    • Gazete Manşetleri
    • Nöbetci Eczaneler
    • Namaz Vakitleri

    • Rss
    • Sitemap
    • Künye
    • İletişim
    • Çerez Politikası
    • Gizlilik İlkeleri
    • Önemli Telefonlar
    • Nöbetçi Eczaneler

    Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
    İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

    Marka Flower Çiçekçi