1.KISIM
Mutluluk üzerine yazmaya, yukarıdaki başlığı atmaya karar verdiğimde aklıma, Türk Sinemasından bir film ve o filmden bazı sahneler geldi. İlk kez çocukluğumda izlediğim ve Cüneyt Arkın’ın esas kahramanı canlandırdığı “Battal Gazi” film serisi gözlerimin önüne yeniden oynamaya başladı. Beyaz perde denilen hayal aleminde ağzım açık, gözlerim yuvalarından fırlamış bir şekilde izlediğim ilk filmdi. Rahmetli Cüneyt Arkın o film ile birlikte önce çocukluğumun sonra da ilk gençliğimin kahramanı oldu. Dünyayı Kurtaran Adam, Öğretmen Kemal, Cemil, Maden, Vatandaş Rıza gibi her biri çok değerli filmleri ile yetişkinliğime damgasını vurdu.
Bu yazı bir sinema yazısı olmayacak. Sinema üzerine daha sonra yazacak, sizleri sinemanın büyülü dünyasına yolculuğa çıkaracağım. Battal Gazi’ye döneyim. Sinemanın en kötü adamlarından Kazım Kartal, kahpe Bizans’ın acımasız komutanlarından birisidir ve Battal Gazi’nin babasını yakalayarak yeraltında bir hücreye kapatır, üstü açılmadık kötülüklerine başlar. Bu kötü adam aynı zamanda Battal Gazi den acayip tırsmaktadır. Bu nedenle hücrenin girişine yedi demir kapı yaptırır ve her bir kapının anahtarını yedi şövalyeye dağıtır. Battal’ın işi bu sefer oldukça zordur. Ama babasına olan sevgisi, kendine olan inancı ile hikâyenin sonunda o yedi kapının anahtarını tek tek ele geçirir, babasını kurtarır. Babası, kendisi ve tüm seyirciler MUTLUDUR.
Hatırlıyorum da insanların çılgınca alkış yaparak ayağa fırladığı o esnada koca sinema salonu yıkılacak sanmıştım. Sonra film bitmiş, perde kapanmış ve ben bir rüyadan uyanmışçasına sinema salonunu boşaltan diğer seyircilerin arasına karışıp sinemadan ayrılarak gerçek dünyama geri döndüm. Filmin üzerimde yarattığı gerçek üstü etki eve varıncaya kadar zihnimden ve ruhumdan yok olmuştu.
Bugün fark ediyorum ki beni mutlu eden şey o filmi izlemek, filmdeki kahraman olmaya çalışmak değilmiş. Filmi izleyebilmek için gösterdiğim gayretimmiş. Ekonomik yoksulluk nedeniyle, eğer imkânın varsa harçlıkların biriktirilmesi, harçlıklarını biriktirememiş isen gişe görevlisinin karşısına geçip tüm masumiyetini takınarak onun gözlerinin içerisine bakarak vicdanına seslenerek seni sinema salonunun içine almasını beklemekmiş. Zaman içinde fark ettim ki filmin yarattığı etki ortadan kalkmasına rağmen, sinema salonunda olabilmek için harcanan tüm çaba ileride kocaman gülümseyerek hatırlanan bir anıya dönüşüyormuş. Sanırım benim için mutluluk bir şeyi elde edebilmek için çaba harcamak ve bu çabayı bir anıya dönüştürebilmek anlamına geliyor. İnsan ancak bu anıların sayısını çoğalttıkça yaşadığını hissediyor.
Değerli okur, “Manzaralı Rota” ile yeni bir yolculuğa çıkmak istersen gazeteni eline alıp sabırla okumaya başlayabilirsin. “Sabırla” diyorum çünkü; okumak sabır isteyen bir eylem. Şimdi yerlerinizi alıp, kemerlerinizi bağladıysanız yola çıkıyoruz.
Bugünkü yolculuğumuz süresince sizler için hazırladığım mutluluk reçetesini açıklayacağım. Sabır ile okumaya yani benimle yolculuğa devam ederseniz yolculuğumuz sona erdiğinde mutluluğun formülüne sahip olacaksınız. Yolumuza devam ederken sohbetimiz devam edecek ve sizi yedi kapıdan geçireceğim. Bu kapılardan geçmek için gerekli anahtarları şövalyelerle mücadele ederek ele geçirmek zorunda değilsiniz. Bu anahtarların her biri sizin içinizde saklı. Arayıp bulmak ve kapıları sırayla açıp mutluluğa ulaşmak size kalıyor.
İnsanlık tarihi boyunca filozofların, bilim adamlarının, üzerinde en çok düşündükleri kavramlardan birisidir mutluluk. Tüm düşünme çabalarının sonunda görmüşler ki mutluluk tanımlanması zor bir kavram. Tanımlanması zor olan bu kavram günümüz kapitalist ekonomik düzeninde en çok para kazandıran konuların başında geliyor. Çılgınlar gibi mutluluk arayışında olan insanlar bu uğurda kurslara, kitaplara, filmlere vb. tonlarca para harcıyor. Kemal SUNAL’ ın, “Dokunmayın Şabanıma” filmindeki karakterin elindeki “Kız Tavlamanın Yolları” kitabındaki yöntemleri kullanarak kız tavlamaya çalışması gibi trajikomik durumlara düşüyor insanlar. Sistem bu insanları şekilden şekle sokarken ceplerini de hafifletmeye devam ediyor.
Mutluluğun iki boyutundan bahsetmek mümkün.
Birinci boyut kısa süreli keyifler, hazlar ve anlık tatminler ile ilgilidir.
İkinci boyutu ise insan hayatının bir anlamı ve amacı olmasıyla ilgilidir. Yani yaşadığı topluma katkı sağlama, kendi yaşamını ve başkalarının yaşamını nitelikli hale getirmek çabasıyla ilgilidir.
Bu noktada şunu söyleyebilirim ki iki boyut arasında muhakkak bir denge olmalıdır. Maalesef insanlığın bu dengeyi sağlayabildiğini söylemek mümkün değil. İnsanoğlu bugün anlık hazların esiri olmuş durumda. Dijital dünyanın esiri olmuş insanların haz aralığı 3 saniyeye düşmüş durumda. Yani bu kişiler üç saniyede bir, onlara haz verecek bir şey bulmak zorunda. Dijital dünyaya bağımlı hale gelmiş insanlar kullandıkları cihazların esiri olmuş durumdalar.
Sevgili okurum, şimdi sana bir soru sormak istiyorum. Yazıyı okumaya kısa bir ara ver. Arkana yaslan ve soracağım soru üzerinde bir süre düşün. Kendi cevabına karar verdikten sonra okumaya devam edebilirsin.
Mutluluk, genetik mi, tercih mi? Şimdi düşünmeye başlayabilirsin. :)
Psikolojik araştırmalar, "Mutluluk Set Puanı" adı verilen bir teoriden bahseder.
Buna göre mutluluğumuzun yaklaşık; %50'si genetik faktörlere, %10'u dış yaşam koşullarına (gelir düzeyi, evlilik durumu vb.) dayanır. Geriye kalan %40'lık devasa dilim ise tamamen bizim bilinçli aktivitelerimiz ve bakış açımızla şekillenir.
Bu sayılara baktığımızda genetik kapasite tek başına yeterli gelmiyor. O zaman birey, mutluluğu güçlü bir farkındalık ile bilinçli bir tercih haline getirmelidir. Psikoloji biliminde biz buna “insanın kendini gerçekleştirmesi diyoruz. Yani, insanın kendi yaşamında kendi iradesi ile var olabilmesi anlamına geliyor. Kutsal bir amaç uğruna yaşama tercihi, insanı bir süre sonra özgürleştiriyor.
"Mutluluk hazır bir şey değildir, kendi eylemlerinizden gelir. Bu eylemlerin sonuçları ile yüzleşmek sizi özgürleştirir.”
Mutluluğa açılan kapılara gelmeden önce mutluluk arayışında olan yolcularıma, mutluluklarını artırmak için birkaç öneri ifade etmek isterim.
Minnet ve Vefa Duygusu: Her gün şükredilecek küçükte olsa üç şey bulup not edin. Senin için vefa duygusu İstanbul’un bir ilçesi anlamına geliyor ise o başka. En son ne zaman kalbin gerçekten şükür duygusu ile doldu?
Sosyal Bağlar: Güçlü bir sosyal çevreye ve sosyal ilişkilere sahip misin? Çünkü sosyal çevren ve ilişkiler yaşam sağlığının kalitesini artırır. Bu sayede yalnız olanlara göre daha uzun ve mutlu bir ömür sürebilirsin.
Akış (Flow) Hali: En son ne zaman bir işi odaklanarak aşk ile yaptın? Yapmadıysan çok yazık. İnsanın yaşamının kalitesini artıran en değerli unsurlardan birisi hayatını anlamlı kılacak bir işe sahip olması ve bu işi aşk ile yapmasıdır.
Fiziksel Hareket: Egzersiz, vücutta dopamin ve serotonin gibi "mutluluk hormonlarının" salgılanmasını sağlar. Egzersizden kastettiğim, oturduğun yerde parmağının ucu ile ekrandaki görüntüleri kaydırmak olduğunu zannetmiyorsun umarım?
Size bir sır vereyim mi? Belki bu sayede mutluluk denilen, kovaladıkça kaçan baş belasını kovalamaktan vaz geçebilir, maddi ve manevi bütün enerji-gücünü, uğruna harcamak zorunda kalmazsınız. Bende hem okuyucum hem de yolcum olan sizlere küçük bir katkı sağlamış olurum.
Mutluluk Bir Varış Noktası Değil, Bir Yolculuk Biçimidir!
Modern çağda hepimiz sanki gizli bir haritayı takip edersek sonunda "mutluluk rüyasını" görecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa ki yaşam bir uyku hali değildir. Eylem içerisinde olmamız gereken bir gerçeklik halidir. "Şu okulu bitirince...", "Şu terfii alınca...", "O evi satın alınca mutlu olacağım" diyoruz. Ancak bilim ve hayat bize şunu fısıldıyor: Mutluluk, gelecekteki bir ödül değil, şu anki yaşam biçimimizdir.
Neden Kovalandıkça Kaçıyor?
Yeni bir telefon aldığınızda duyduğunuz heyecanın birkaç hafta içinde sönmesi bu kaçıp kovalamacaya ne güzel örnektir. İnsan zihni, iyi gelişmelere çok çabuk alışır ve hep "daha fazlasını" ister.
Mutlu Kalmak isteyenler, lütfen üç kurala uyunuz.
Günün büyük kısmını ekranlara bakarak ve başkalarının "mükemmel" hayatlarını izleyerek geçirirken mutlu kalmak zordur.
Dijitali ve Kıyaslamayı Bırak
Sosyal medya, başkalarının en iyi anlarını bizim en sıradan anlarımızla kıyaslamamıza neden olur. Kendi iç dünyanızla bağ kurmak için her gün en az 30 dakikanızı tamamen ekransız geçirmeyi deneyin.
Küçük Anların Büyük Etkisi Vardır
Sabah içtiğiniz çayın kokusunu en son ne zaman gerçekten hissettin? Ya da akşam gün batımını en son ne zaman izledin? Küçük anların tadını çıkarma becerisine sahip değilsen sözde büyük başarıların peşinde hayatını harcaman zorunda kalacaksın.
Hayır Diyebilme Sanatı
Zamanınızı ve enerjinizi korumak, öz-saygınızı artırarak iç huzurunuzu sağlar. Bunun için size enerji kaybettiren toksik ilişkileri, insanları ve gereksiz sorumlulukları hayatınızdan çıkarmaktır.
Seçim senin!
Sabah uyandığında hangi pencereden bakacağına karar vermelisin. Acı ve zorluklar hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır. Her şeye rağmen "nelere sahibim?" ve "bugün kime bir faydam dokunabilir?" sorularını sormuyorsan eğer, seninle aynı fikirde değiliz demektir. Mutluluğun önündeki engeller bazen aşılmaz bir duvar gibi görünse de aslında çoğu zihnimizin bizi korumak için kullandığı eski savunma mekanizmalarıdır.
Sana uyar mı bilmiyorum ama bazı zihinsel seçeneklere sahip olabilirsin!
-Neden benim başıma geldi? Demek yerine, Nasıl başa çıkabilirim? Demelisin.
-Aşırı Düşünmek yerine, " çözemediğin bir şeyi 5 dakikadan fazla düşünme, fiziksel bir aktiviteye geçiş yap.
-Hatalarını bir başarısızlık değil, veri toplama süreci olarak gör.
-Geçmiş değiştirilemez bir kütüphanedir. Oradan sadece ders kitaplarını al, geri kalanını rafa kaldır.
Modern Dünyanın Tuzaklarından Uzak Durabilir misin?
Sosyal Kıyaslama: Başkalarının "vitrinini" kendi "deponuzla" kıyaslamak mutluluğu anında öldürür. Unutmayın, kimse sosyal medyada faturalarını ödeyemediği anı veya sabah mutsuz uyandığı halini paylaşmaz.
Hız Tuzağı: Her şeye yetişmeye çalışırken hiçbir şeyin tadını alamamak. Çözüm, yavaşlamaktır.
Bir işi yaparken sadece o işe odaklanmak (örneğin yemek yerken sadece yemeğin tadına bakmak) kortizol seviyesini düşürür.
"Zihnini Resetleyebilir misin ?
Zihnin olumsuz düşüncelerle dolduğunda S.T.O.P. diyebilirsin!
S (Stop): Dur. Ne yapıyorsan bırak.
T (Take a breath): Bir nefes al.
O (Observe): Gözlemle. "Şu an ne hissediyorum? Vücudumda neresi gergin?" diye sor.
P (Proceed): Devam et. Ama şimdi daha sakin ve farkında bir şekilde seçtiğin işe dön.
Yazarın Tavsiyesi: Her gün güneşli bir gökyüzü mümkün değildir; yağmur yağdığında da dans edebilecek bir şemsiyeye (iç huzur) ihtiyacın olacaktır.







