İNNA LİLLÂHİ VE İNNÂ İLEYHİ RÂCİÛN
Bir dava adamının ardından kaleme alınmış bir vefa yazısı.
Muhterem Fahri Özcan Hocamın vefatı dolayısıyla bugünkü yazımı kıymetli hocama ayırıyorum. Bu satırlar bir haber değil; bir vefa, bir şahitlik ve bir duadır.
Bazı insanlar vardır; bir şehir onları sever, bir dava onlarla büyür.
Bazı insanlar vardır; geride bıraktıkları sadece hatıra değil, istikamet olur.
Fahri Özcan Hocamız işte böyle bir insandı.
1987 yılında Refah Partisi’nin seçim çalışmaları vesilesiyle Ankara Genel Merkez Balgat’ta bulunduğum sırada, Sinop milletvekili adayımız Fahri Özcan Hocamla tanışma fırsatı bulmuştum. İlk karşılaşmada bile insana güven veren bir vakar, bir istikrar ve bir dava ciddiyeti vardı. Ne söylediğini bilen, neye inanıyorsa onun bedelini ödemeye hazır bir duruştu bu.
O günlerde Genel Merkez tarafından Zonguldak’ta seçim çalışmalarına yönlendirildiğim için seçim sürecinde Sinop’ta birlikte olamadık. Ancak ayrı şehirlerde, aynı dava için ter döktüğümüzü hep bilerek yürüdük. Zaten Fahri Hocam, bulunduğu yeri değil; temsil ettiği değeri büyütenlerdendi.
Fahri Özcan Hoca, Sinop’un ve özellikle Türkeli’nin gönlünde derin izler bırakmış bir isimdi. Sadece bir siyasetçi ya da konuşmacı değil; bir ahlakın, bir davanın ve bir sorumluluk bilincinin temsilcisiydi. Özellikle Avrupa’daki Müslümanların cami, cemiyet ve ibadet hayatında öncülük etmiş; birlik ve beraberlik için yıllarını vermişti. Gurbette yaşayan Müslümanlara yalnız olmadıklarını hissettiren, her şartta bir araya gelmenin yolunu arayan bir emek insanıydı.
Bu mücadeleyi hiçbir zaman yarım bırakmadı. Hayatının son anına kadar diliyle, yüreğiyle, kalemiyle ve duasıyla Müslümanların birlik ve beraberliği için çalıştı. Mevsimlere göre yön değiştirmedi, rüzgâra göre saf tutmadı. Doğru bildiğini söylemekten, hakkı savunmaktan geri durmadı.
Fahri Hocamızın bu istikrarlı ve vakarlı duruşu, sadece meydanlarda ve hatıralarda değil; satırlarda da kendini gösterirdi. Yazılarımı yakından takip ederdi. Her zaman kısa ama yüreğe dokunan cümlelerle geri dönüş yapardı.
Kimi zaman “Tebrikler, teşekkürler” derdi.
Kimi zaman “Şahane ve takdiri şayan” diye not düşerdi.
Ve çoğu zaman da şu cümleyle bitirirdi: “Durmak yok, yola devam.”
Bu birkaç kelime, bir köşe yazısından çok daha fazlasıydı; bir duanın, bir onayın, bir omuz vermenin ifadesiydi.
Fahri Hocamızın bu duruşu, sadece gönüllerde değil; basın hafızasında da yer buldu. Milli Gazete, 31 Mayıs 2024 Cuma tarihli nüshasında, kıymetli ağabeyimiz Adnan Öksüz’ün köşesinde Fahri Özcan Hocamızı konu ederek, onun mücadelesine, fikrî duruşuna ve dava adamlığına dikkat çekmişti. Bu yazı, Fahri Hocamızın yalnızca yaşadığı çevrede değil; Milli Görüş geleneğinde ve fikir dünyamızda bıraktığı derin izi bir kez daha teyit ediyordu.
Bugün Fahri Özcan Hocamız, ikindi vakti camiden evine dönerken emanetini Rabbine teslim etti. Hayatını adadığı değerlerin huzuruyla, alnı açık bir şekilde…
Bizler için bu bir ayrılık; onun için ise bir vuslattır.
Hocam, siz bize sadece bilgi öğretmediniz.
Bir davanın nasıl taşınacağını, bir insanın inandığı yolda nasıl dimdik duracağını öğrettiniz.
Zor zamanlarda susmadan kalabilmenin, bedel ödemeyi göze almanın ne demek olduğunu yaşayarak gösterdiniz.
Özellikle benim gibi, benim kuşağımdan pek çok insanın üzerinizde emeği vardır. Bu yüzden arkanızdan konuşulanlar değil; bıraktığınız izler konuşmaktadır.
Biz senden razıyız hocam.
Hakkımızı helal ediyoruz.
Rabbim sana gani gani rahmet eylesin.
Rahmetiyle muamele etsin, makamını âli eylesin.
Mekânın cennet, kabrin nur olsun.
Ruhu için El-Fâtiha…
Şaban Turhal
4 Şubat 2026

.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)







