Benimle evlenir misin? Erkeğin nasıl soracağını bilemediği, kadının büyük bir heyecan ile sorulmasını beklediği bir soru. Bu soruya “evet” ya da “hayır” cevabı vermek kaçınılmazdır. Mesele cevap vermek değildir. Evet ya da hayır cevaplarının gerekçelerinin farkında olabilmek önemlidir.
Çünkü her cevap bir karardır ve her kararın birtakım sonuçları olacaktır. Bu cevapların sonuçları ile yüzleşmeye hazır mıyız? Ya da bu sonuçların beraberinde getireceği sonuçları yönetebilecek psikososyal yeterliliğe sahip miyiz?
Korku kültürü içinde yaşayan biz yetişkin çocuklar sağlıklı ve farkındalığı yüksek bir cevap veremediğimiz takdirde “mış gibi yaşamlarımızın” içine, adına evlilik denilen bir zorluğu daha eklemiş olacağız. Onun adı da “mış gibi evlilik” olacaktır.
Yolculuğun sağlığı yola nasıl ve kiminle, hangi hazır bulunuşlukla çıktığımız ile ilgilidir. Sonuçta bir ömür boyu kıvanç, huzur dolu bir rotada doyumsuz bir manzara ile karşılaşabileceğimiz gibi, bir ömür boyu birlikte çıldıracağımız bir rotada grilerle dolu bir manzara ile de karşılaşabiliriz.
Hazırsanız bir manzaralı rota yolculuğu daha başlıyor.
Birlikte yeni bir yolculuğa çıkacak olmanın verdiği heyecanlı bir keyif duygusu ile bilgisayarın tuşlarında gezinen parmaklarım her zamanki gibi zihnime yetişmekte güçlük çekiyor. Her yazım ve sizinle her sohbetim seyrine doyum olmayan bir manzaraya eşlik ediyor aynı zamanda.
Bugün çıkacağımız yolculuk, içinde belirsizlikleri barındırsa da biz Manzaralı Rota yolcuları olarak, yolu anlamlı kılanın aslında belirsizlikler olduğunu artık içselleştirdik. Yazılarımız aracılığı ile yaptığımız sohbet dolu yolculuklarda olduğu gibi hepimizin içsel yolculuğunda da karşımıza çıkan virajlar yaşamsal doyumumuz için çok değerli fırsatlara dönüşüyor.
Çünkü Manzaralı Rota yolcularının, kırıldıklarını düşündükleri yerden yeniden filizlenme, düştüğünde yeniden kalkarak yürümeye başlamak gibi süper bir gücü var.
Daha sonra yapacağımız bir başka yolculuğumuzda “Psikolojik Sağlamlık” kavramını konuşacağız. Sahip olduğumuz süper güçlerimizin ne kadar farkında olduğumuz aslında psikolojik sağlamlığımızın bir göstergesidir. Farkında olmadığımız güçlerin bize faydası olmadığı gibi doğru yer ve zamanda da kullanmamak yani bu güçleri bir amaca yöneltmemek de bir anlam ifade etmeyecektir.
Yeni yolculuğumuza “benimle bir ömür boyu çıldırmaya var mısın? Şeklinde bir başlık atmış olmam tahmin ediyorum ki “bakalım bu sefer nereye gidiyoruz? Düşüncesini harekete geçirdi. Meraklanmayın, her zaman olduğu gibi yolumuz süresince hem yazımın başlığının gerekçesini anlatacak hem de zihnimizde oluşacak sorulara cevaplar arayacağız.
İnsanın sahip olduğu süper güçlerden birisi farkındalık becerisidir. Bu süper gücün, yolculuğumuzun ana konusu olan “evlilik öncesi” yapılması gereken bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal hazırlıklar için kullanılması iki insanın gelecek yaşamlarının kalitesini etkileyebileceği gibi o birlikteliğe daha sonra dahil olacakların (çocuklar) yaşam kalitelerini de doğrudan etkileyecektir.
O zaman “Evlilik Öncesi” döneme geçmeden şunu rahatça söyleyebilirim. Evlilik ilişkisi aşamasına geçme kararı alan her erkek ve kadının mutlaka güçlü bir bireysel farkındalığa, psikolojik sağlamlığa, o zamana kadar yapılması gereken yetişkin öz bakımını kesintiye uğratmaksızın sürdürmelerine ihtiyaçları vardır.
Değerli yolcular, yola çıkmak için gerekli hazırlıklarımızı yaptık sanıyorum. Şimdi kemerlerimizi bağlayıp, arkamıza yaslanıp yola çıkabiliriz. Bizi kalben doyurmasını istediğim tatlı sohbetimizin yine ne kadar süreceğini bilemiyorum. Kalan koca bir ömrü ilgilendiren evlilik önceki konusu üzerine yazılmış yüzlerce kitaptan bahsetmek mümkün.
Bizde sohbetimiz aracılığı ile bu önemli konuda, canlar tarihine küçük bir iz bırakmış olacağız. Unutmadan hatırlatmak isterim, bu yazı yalnızca evlilik öncesi yazısı olmayacak. Bir taraftan insan denen canın evlilik öncesi yolculuğunu konuşurken diğer taraftan evlilik sonrası yolculuğuna ve canlar arası ilişkilere dokunacağız.
Manzaralı rotanın penceresinden evlilik öncesi dönem nasıl görülüyor? Bu dönem yolculuğunda hangi manzaralar ile karşılaşacağız? Bugün işe güce biraz geç başlayın, kendinize vakit ayırın. Hazırsanız yola çıkıyoruz efendim.
Bir insanın yaşamında eş ve meslek seçimi gibi iki çok önemli karar olduğunu söylesem sanırım yanılmış olmam. Bu iki karar taşıdıkları önem dolayısı ile insan yaşamının geri kalan kısmının doyumunu belirliyor. Yapılacak eş seçimi her iki taraf için yaşamsal doyum, saygınlık, huzur ve mutluluğu beraberinde getirme potansiyeline sahiptir. Dolayısı ile eş seçimi ve evlilik kararının ciddi bir hazırlanma evresine ihtiyacı vardır. Yapılması gereken hazırlıklar kararın kendisinden daha büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenle bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal anlamda sağlıklı bir hazırlık evresine ihtiyaç vardır. Bu arada kurulmak istenen aileye henüz dahil olmayan küçük misafirler ve her iki tarafın akraba çevreleri durumu karmaşık hale getirmektedir. Bu karmaşaların hazırlık döneminde yönetilememesi iki kişi ile kurulan ve daha sonra giderek büyüyecek olan ailenin daha başlangıçta yara almasına neden olacaktır. Bu karmaşalar nasıl yönetilecek?
Gelin bu ve benzeri soruların cevaplarını beraberce aramaya başlayalım.
Bir canın başka bir cana meyil etmesi ve ikisinin ortak bir cana dönüşmesi kadar değerli olan bir şeyde, ortak cana katılacak küçük canlardır. Canlardan oluşan bir eve yuva demek bu sayede mümkündür. Canlardan oluşan evler özlemini çektiğimiz değerler toplumunun oluşmasının en sağlıklı yoludur. Bu evlerden oluşan mahalleler, sokaklar, köyler ve şehirler ne güvenli alanlardır, öyle değil mi?
Evlilik öncesi yolculuk, insanı kıpır kıpır eden tatlı bir heyecanın tatlı bir telaş ile yoğrulduğu çok kıymetli bir yolculuktur. Bu yolculuğun hemen peşine alınacak evlilik kararının sağlamlığı bu yolculuğun ne kadar farkında olduğumuz ile ilgilidir. Sanılanın aksine evlilik öncesi yolculuk bir düğün hazırlığı değildir. Canların kendilerini ve birbirlerini fark edip tanıdıkları, ortak canı oluşturmaya hazır olup olmadıklarını deneyimleyecekleri bir dönemdir. Bu döneme her iki tarafın bu yönde bakabilmesi ilişkilerini derinleştirebilmek için bir fırsattır.
Tartışmak değil konuşmak. Sohbet halinde olmak
Yaşam içerisinde aynı dili konuşan insanlar anlaşabilir. Evlilik öncesi yolculuk canların birbirinin dilini öğrenip sonrasında birlikte yeni bir dil inşa etme aşamalarıdır. Bunun için korku kültürünün dayattığı tartışma anlayışından kopmak, konuşmaya başlamak ve bu konuşma sürecini anlama ile nihayetlendiren bir sohbete dönüştürmek gerekir. Çünkü, kısa süre sonra canlar hayatın akışına kapılacak ve temel konularda aynı dili konuşup konuşmadıklarını anlayamayacaklar. Konuşma kültürü oluşturulamadığında uzun süreli suskunluklar başlayacaktır.
Evlilik öncesi yolculuk belki de canların en çok ve sürekli konuşmaları gereken bir dönemdir. Yeni bir dil ancak hayatın içinde öğrenilir. Ortak bir yaşam kurulurken diğerinin dilini öğrenmek ve birlikte yeni bir dil inşa etmek mümkündür ve geleceği kurtarır.
Çok önemli olduğunu düşündüğüm bazı konularda açık, net ve anlaşılır sohbetler başlatılabilir. Bu sohbetler canların hem kendisi ile ilgili hem de diğer canla ilgili farkındalık kazanmalarını sağlayacak bir fırsata dönüştürülebilir.
Aile Değişkenleri: Bizim kültürümüzde sadece iki insan evlenmez. Aynı zamanda her iki tarafın aileleri de evlenir. Bu nedenle bayramlar önemli bir konudur. Bayramlarda kimin ailesinde olunacak? Ne kadar kalınacak? Diğer tarafa ne zaman gidilecek? Ve bu süre içerisinde yeni kurulan evin sakinlerinin mahrem alanları nasıl korunacak?
Sürdürülebilir bir yaşam için finans: Canlar evlilik birlikteliğini oluşturmadan önce finansal konuları değerlendirmeli, bütçenin nasıl oluşturulacağını ve yönetileceğini konuşarak belirlemelidir.
Çatışma Yönetmek ve Çözmek: İnsanın olduğu yerde sürtüşmelerin, anlaşmazlıkların ve çatışmaların olması kaçınılmazdır. Bu durumda süreç nasıl yönetilecektir? Çatışma merkezinde yer alan konu sessizlikle mi karşılanacak yoksa hemen konuşularak bir çatışma yönetim sistemi mi oluşturulacak?
İki “Ben” bir araya geliyor. “Biz”e geçişte denge nasıl sağlanacak?
İki sosyal varlık inanç ve düşünce sistemleri ile birlikte bir araya geliyorlar. Onlardan tüm alışkanlıklarından ve yaşam biçimlerinden vazgeçmelerini beklemek doğru olmayacaktır. Her biri diğerini kendine göre dönüştürme isteği ve çabası içerisinde olmamalıdır. İnanç ve düşünce sistemlerimiz yani hayata bakış açımız üzerinde durduğumuz zemin gibidir. Biri diğerinin zeminini kendine göre düzenlemeye çalışırsa diğeri düşmemek için kendi zeminine yapışacaktır. Bu noktada çatışma kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenle canlar birlikte ortak canı oluşturmaya çalışırken bireysel alanlarını korumalı, bireysel yaşam alışkanlıklarına saygı gösterip özgür bırakabilmelidir. Bu konudaki karşılıklı hassasiyet ortak canın uzun ömürlü olmasını sağlayacaktır.
Hobiler: Canların kendi bireysel alanlarına ait ilgi, değer ve yeteneklerine uygun faaliyetlerini sürdürme fırsatına sahip olmaları ortak cana daima taze bir enerji sağlayacak, ilişkiyi besleyecektir.
Kişisel Sınırlar: Korku kültürünün, içinde yaşayan insana öğrettiği en riskli davranışlardan birisi “Hayır” diyememektir. Bizler "Hayır" diyemeyiz çünkü baskın olan anlayışımız “el alem ne der” anlayışıdır. Bu noktada gerçekleştirilecek evliliğin başında sınırların belirlenmiş olması ve her iki tarafında “hayır” diyebilme özgürlüğüne sahip olması canlar arasında olması beklenen güven duygusunu besleyecektir.
Duygularımın Farkında mıyım? Kırığı Onarabiliyor muyum?
Bir ilişkinin kusursuz olmasını beklemek tam anlamı ile safdilliktir. Zaman zaman ortaya çıkacak sorunlar ilişkiyi besleyecek bir fırsata dönüştürülebilmelidir. Çünkü; sorunlar bireylerin birbirlerini ve kendilerini tanımaları, biraz önce bahsettiğimiz ortak dilin geliştirilebilmesi için fırsattır. Bu nedenle canlar ilişkide kusursuzluğa odaklanmak yerine çatlağa nasıl müdahale ettiklerine yani birbirlerini nasıl onardıklarına odaklanmalıdır. Evlilik öncesi yolculukta tarafların duygusal hazırlıklarını gözlemlemeleri acil durumda müdahale yetilerini değerlendirmeleri gerekir.
Şeffaflık: Evlilik öncesi yolculuk süresince, canlar daima transparan olmalı, maske kullanmamalı, iyi bir gözlemci olmalıdır. Bu sayede korkular, çekinceler ve hayaller gönül rahatlığı ile paylaşılabilir. İyi bir gözlemci olmak gerekir çünkü, duygu ve düşünceleri konusunda açık ve net olduğunu ifade eden taraf tutarsız davranışlar sergileyecek kendisi ile ilgili ipuçları verecektir. Bu nedenle her iki taraf duygu dinleme becerisine sahip olmalı, duygularının onlara ne dediğine kulak vermelidir. Canlar arasında bağlar ancak bu şekilde kuvvetlenecektir.
Değerli yolcular, sürece manzaralı rota penceresinden psikolojik hazırlık çerçevesinden bakalım.
Evlilik iki canın birleştiği canlı bir organizmadır. Bu açıdan baktığımızda şunu söylemek gerekir ki evlilik, sosyal bir etkinlik değildir. Bireylerin evlilik ile beraber bir statü değişimine uğradıklarını kabul etmekle birlikte, evlilik statü değişiminin ötesinde bir anlam taşır. Uzun vadede huzur talep ediliyor ise taraflar kendilerini sürekli bir şekilde zihinsel ve duygusal bakım sürecine sokmalıdır.
Şimdi değerli yolcularımın, “tüm bunlar nasıl olacak?” Dediklerini duyar gibiyim. Evlilik öncesi yolculuğun nefis bir manzara eşliğinde sürdürülebilmesi için önce bu istekliliğe ve farkındalığa sahip olunmalıdır.
Psikolojik olgunluk ve hazırlık için Canların odaklanabilecekleri bazı noktalar:
1. Bir köprü inşası: “Korku Kültürü’nden "Sevgi Kültürü “ne Geçiş
Evlilik sanılanın aksine özgürlüğün kaybedildiği bir yapı değildir. Aksine sağlıklı bir iş birliği ile iki kişilik, geliştiren bir özgürlük alanının yapılandırılmasıdır. Evlilik süresince ortaya yeni sorumlulukların çıkması oldukça normaldir. Bu sorumluluklar sanılanın aksine bireyi boğan değil geliştiren fırsatlardır.
Farkında Olmak: Yeni bir yolculuğa çıkarken kaygıların olması çok doğaldır. Canların kafasında çekinceler olabilir. Bu noktada çekinceler yokmuş gibi davranmak, yaşanan kaygıları paylaşmamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ama daha önemlisi, canların, hissettikleri çekincelerin ne kadarının kendi çekinceleri olduğu ne kadarının toplumsal baskılara ait olduğu konusunda güçlü bir farkındalık çabası içerisinde olmalarıdır. “Bu kaygı bana mı ait yoksa üzerimde toplumsal bir baskı mı var?” Şeklinde işleyen bir zihinsel işlem, kaygı ve çekincelere daha gerçekçi bakmayı sağlayacaktır.
Güven İnşası: Evlilik güvenli bir liman olarak tanımlanabilir. Evlilik öncesi yolculuk, canların el birliği ile bu limanı inşa ettiği dönem olarak tanımlanabilir. Bu nedenle canlar arası ilişki bir denetim mekanizması ile köşeye sıkıştırılmamalıdır. Canlar, güvenli limana birlikte seyahat etmelidir. Bu bakış açısı duyulan kaygıları ortadan kaldıracaktır.
2. Değerler Kültürü, Canlara Onarma Gücü ve Esneklik Verir
Bir ilişkinin en önemli özelliği sahip olduğu esnekliktir. Bu esneklik ilişkiye ihtiyaç duyduğu gücü kazandırır. İlişkilerde çatışmanın kaçınılmaz olduğu düşünüldüğünde, evlilik öncesinde geliştirilen sağlıklı ortak dil, ilişki kırılma riski yaşasa da esnekliği sayesinde kısa sürede onarıcı bir güce dönüşecektir. İhtiyaç duyulan psikolojik hazırlıktan kastettiğimiz budur.
Canlar, Kusursuz Değildir Ama Kusurlarımızı Kabullenmek Erdemdir Evlilik öncesinde canlar tüm kusurları ile bir araya gelir. Bu kusurlar zaman zaman çatışma ve kırılmalara neden olabilir. Ama ortak can olma derdinde olan taraflar bu parçaları bir araya getirip bir kıymete dönüştürürler. Bu sayede aralarındaki “biz” bağı kuvvetlenir.
Tartışma Kültürü mü Konuşma Kültürü mü? “Korku kültüründe hâkim olan anlayış tartışma anlayışıdır” demiştik. Tartışmanın olduğu yerde haklı ve haksız çatışmasının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bir kör döğüşü gibi boğuşmak yerine gemiyi sakin limana götürecek şu soruyu sormak gerekir. “Biz neyi çözemiyoruz?" Bu soru ilişkinin taraflarında olması beklenen duygusal zekanın göstergesidir. Eğer bu soru sorulamıyor ise ilişkinin duygusal zekasının geliştirilmeye ihtiyacı vardır.
3. Bireysel Sınırlar ve "Öz-İzin"
Evlilikte taraf yoktur. Biz olabilmek için ego dan kopmak gerekir. Fakat evlilik öz benliğimizden vazgeçmek te değildir. Bireysel alanların işgaline neden olmadan bizi yapılandırabilmek mümkündür.
Canlar Hayır Diyebilmeli: Sınırlar çizilmediği ve sınırlar karşılıklı korunmadığı takdirde ailelerinde dahil olduğu sınır ihlalleri oluşacaktır. Bu durum evlilik içinde öfkenin birikmesine neden olacaktır. Evli olmak canlardan birisinin, diğerinin mahrem alanına izin almadan girebilmesi demek değildir.
Kendi Başıma Kalmak İstiyorum: Her can kendine zaman ayırmalı, kendi iç yolculuğunu sürdürmelidir. Bunu yapabildiği oranda ortak ilişkiyi besleyecek moral güce sahip olacaktır.
4. Karmaşık değil sade bir ilişki
Canların birbirlerinden beklentiler içinde olması çok doğaldır. Doğal olmayan iki taraftan birinin, tüm bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal ihtiyaçların karşılanması için olmazsa olmaz koşul haline getirmesidir. Karşınızdaki kişi sizin arkadaşınız, sevgiliniz ya da terapistiniz değildir. O size sadece eş olmalıdır. Bir insanı hayatınızın devamlılığı için olmazsa olmaz koşul haline getirmek hem sizin için hem de diğer kişi için kaldırılması çoğu zaman mümkün olmayan bir yüktür. Ayrıca bu anlayış kişiyi yaşam içinde seçeneksiz bırakır.
Gelelim Rol Dağılımına: Günlük yaşam içerisinde insanın sahip olduğu statülere bağlı olarak oynaması beklenen roller vardır. Evlilik öncesi roller ile evlilik sonrası roller farklıdır. Sahip olduğumuz roller gündelik ihtiyaçlarımızın karşılanması için önemli bir araçtır. Tam bu noktada canlar, hangi ihtiyaçlarını sosyal çevrelerinden, hangilerini birbirlerinden karşılayacaklarını belirgin hale getirmelidirler. Evlilik öncesi yolculuk sırasında dışarıdan içeriye bir şey getirmeme konusunda hem fikir olmalıdırlar.
Canların Bu Süreçte Kendilerine Sormaları Gereken Bazı Sorular Vardır
Bu soruların sorulması ve cevapların netleştirilebilmesi evlilik sürecinde kafa karışıklığını ve çatışmaları önlemek için gereklidir. Peki nedir bu sorular?
İki insanın her konuda hem fikir olmaması çok doğaldır. Doğal olmayan bir çatışmanın ortaya çıkışını seyretmektir. Olası bir tartışma sonrasında sakin limana kürek çekip yanaşabilmek için bu tartışmanın sağlıklı yönetilebilmesi gerekir. Eşlerden birinin barışma girişimini başlatması limana ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Bu nedenle "bir tartışma sonrasında barışma girişimini başlatmakta ne kadar zorlanıyorum?" Sorusu muhakkak cevaplanmalıdır.
Farlılıkların bir zenginlik olduğu düşünüldüğünde eş adaylarının farklılıklara nasıl baktıklarının farkında olmaları önemlidir. İşte bu noktada canlar kendi içlerinde şu soruyu sormalıdır. "Partnerimin benden farklı olan yönlerini bir tehdit olarak mı yoksa bir zenginlik olarak mı görüyorum?"
Değerli yolcularım, aslında hiçbir insan bir başkasını hayatının olmazsa olmaz bir parçası haline getirmemelidir. Ama içinde doğup büyüdüğümüz korku kültürü bu konuda bizleri bir zaaf ile donatır. Bu zaaf, bağımlı ilişki yapısıdır. Bağlılık ile karıştırılmamalıdır.
Bağımlılık, bireyde sorumluluk duygusunun gelişmesinde derin sorundur. Bir başkasını, kendi hayatının tek koşulu haline getiren kişi, aslında sorumluluk duygusundan kaçmaktadır. Bu nedenle şu soruyu sormak aklına bile gelmez. "Kendi mutluluğumun sorumluluğunu tamamen karşı tarafa mı yüklüyorum?" Başlangıçta hoşa giden bu bağımlılık iki taraftan birinin özgürlüklerinin kısıtlanmasıyla bunaltıcı hale gelecek ve çatışma kaçınılmaz olacaktır. Mesele iki insanın özde kendi kendilerine yetebilmeleridir.
İlişkinin Görünmez Mimarisi
Sevgili okuyucu, istersen sohbetimizin bu kısmında Psikolojik Hazırlığı biraz daha derinleştirelim. Ne dersin? Psikoloji hazırlık net olarak ilişkinin görünmez mimarisini anlatır. Peki, nedir bu görünmez mimari?
Mesele anlaşmak mıdır? Yoksa iki farklı geçmişi biriktirerek gelen insanların ruhsal anlamda nasıl birleşeceklerinin yolunu bulmaları mıdır?
Evlilik öncesi yolculuk, bakıldığında iki insanın yaşamlarını nasıl birleştireceklerine dair bir çaba gibi görünmekle birlikte aslında tüm bu süreç her birinin ayrı ayrı içsel bir olgunlaşmaya ulaşabilmeleri için bir deneyim fırsatıdır.
Bu içsel olgunlaşmanın oluşabilmesi için bir bakış açısına gerek vardır. Bu bakış açısının içini doldurmaya başlayalım.
1. Duygusal Miras: Hepimizin bir kök ailesi vardır.
Her birey, evliliğe sadece eşyalarla dolu bir çeyiz sandığı ile gelmez. Asıl çeyiz sandığı görünmeyen içimizdedir. İçine doğduğumuz aileden modellediğimiz çatışma çözme biçimi, sevgi gösterme şekli ve sessizlik eylemi bu çeyiz sandığının içini doldurur. “Maalesef sandığını bırak öyle gel” demek mümkün değildir.
Kopyalama mı, Tepki mi? İçimizdeki çeyiz sandığı kendi kök ailemizden aldığımız iletişim biçimini içinde barındırır. Bu modeli (aşırı korumacılık veya duygusal mesafe) farkında olmadan eş adayınıza yansıtabileceğiniz gibi tam tersi de hareket edebilirsiniz.
Duygusal Farkındalık: Kök ailemiz içerisinde karşılanamamış duygusal birikimlerimiz olabilir. Bu nedenle öfke duygusunu yaşadığımızda hissettiğimiz, bilinç altımızda karşılayamadığımız bir başka duyguyu ifade ediyor olabilir. Çoğu öfkenin altında bir "anlaşılmama" veya "değersizlik" kaygısı yatar. Bu nedenle duygusal köklerimizi tanımak, eş adayını koruyacak bir kalkana dönüşür.
2. Bağımlılık Değil Güvenli Bağlanma: "Canların" Paydaşlığı
Evlilik öncesi gibi evlilik sonrası ilişkide bir sözleşme metnine indirgenmemelidir. Evlilik ile gerçekleşecek canlar birleşmesi, aslında canların birbirine emanet edilmesidir.
Özgürleşmek ancak korku kültüründen kurtulmak ile olur
Korkan ve korkutan taraflardan oluşan korku kültürü, canların ilişkisini bir denetim, kıskançlık veya tahakküm alanı olarak kurgulayabilir. Korku kültürünün kodlarının farkına vararak bunlardan kurtulabilmek için iş birliği içerisinde olmak gerekir.
Canlar Zaaf Gösterme Cesaretine sahip olabilmelidir
Bir ilişki muhakkak tarafların kendilerini güvende hissetmelerine hizmet etmelidir. Eğer bu güvende hissetme hali var ise, canlar, birbirlerine "Korkuyorum", "Yetersiz hissediyorum" veya "Yardıma ihtiyacım var" diyebileceklerdir. Değerler kültürü yeşertilebilirse canlar maskelerini atarak kurtulabilirler.
3. İlişkinin süper gücü: Onarma
İnsan oğlunun temel arayışlarından biri olan “mükemmellik” her ilişkide aranma ihtimaline sahiptir. Fakat bu arayış ilişkinin kırılganlığını artıracaktır. Bu nedenle canlar, kırılsak bile yeniden birleşebiliriz anlayışını ilişkilerinin merkezine almalıdır.
Her Kriz Bir Değerdir Anlayışı:
Yaşanan tartışmalar sonrasında ortaya çıkacak kırıkları yok saymak, bir özür ile affedilmesini istemek ya da bir özür ile affedildiğini sanmak ilişkinin dayanıklılığını azaltacaktır. Bu nedenle kırığı görmezden gelmek yerine, konuşarak yeniden yapılandırmak gerekir.
İlişkinin Şefkatli Bir Dile Sahip Olması
Canlar eğer ortak cana ulaşmak istiyorlar ise haklı ve haksız açmazından çıkmalı birbirleri ile konuşurken şefkat dilini kullanmalıdır. Yani, eleştirmek yerine davranışın neden olduğu duyguları ifade etmeli ve karşı tarafı bu duygu üzerinden iş birliğine davet etmelidir. “Yaşadığım duygusal yorgunluklar zaman zaman aciz hissetmeme neden oluyor. Bu konuda sanırım yardımına ihtiyacım var.” Diyebilmek, canlar ilişkisinin psikolojik zaferidir.
Söz konusu insan olunca iki yarım bir etmez, değerli yolcularım. Evlilik sanılanın aksine iki tam insanın yolculuğudur. Yarım olan bağımlı olacağı diğer yarımı arayacaktır. Ama evlilikte bağımlılık değil bağlılık esas olmalıdır. Bir canın diğer candan, sınırlarına hassasiyet istemesi onun birey olma hakkıdır ki bu hak karşı tarafa teslim edilirse ilişki nefes alacaktır.
Psikolojik Hazırlık ile ilgili Bir Öneri ile Bu Bölümü Tamamlayabiliriz
Kelimelerin bir kendi anlamı birde bizim o kelimelere yüklediğimiz anlamlar vardır. Yüklediğimiz bu anlamlar aslında karşı taraftan beklentilerimizi ifade eder. Anlam çatışmalarına ve karmaşalarına mahal vermemek için bir Değerler Sözlüğü oluşturabilirsiniz. “Sadakat", "saygı", "özgürlük" ve "sorumluluk" kelimelerinin taşıdığı sözlük anlamlarının bir mana taşımadığını, bu kavramlar üzerine konuşmaya başladığınızda aynı kelimeye çok farklı anlamlar yüklüyor olduğunuzu göreceksiniz. Fark iyidir ama bu farkları evlenmeden önce keşfetmek, evlilikte ihtiyaç duyacağımız ortak canlar dilini kurmanızı sağlayacaktır.
“Manzaralı Rota” perspektifiyle evliliğe bakmak, bu süreci sadece bir varış noktası (düğün günü) olarak değil, yolun kendisinden keyif alınan ve her virajda yeni bir manzara keşfedilen bir yolculuk olarak tanımlamaktır. Bu bakış açısı, hazırlık sürecindeki “stres” odaklı yaklaşımı “keşif” odaklı bir yaklaşıma dönüştürür.
"Manzaralı Rotadan Bir Yol Haritası, Evlilik Öncesi Rehberi":
Değerli Yolcularım, yolculuğumuzun bu bölümünde sizler için hazırladığım evlilik öncesi rehberini dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu rehbere ihtiyaç duyacağımıza inanıyorum. Çünkü her yolculuğun özellikle canların evlilik öncesi yolculuğunun bir yol haritasına ihtiyaç var.
1. “Biz Rotası”: Ortak Bir Anlam Haritasına İhtiyacımız var
Önce hayaller kurulur sonra bu hayaller bir niyet ile gerçeğe dönüşmeye başlar. İşte bu niyet aslında geri kalan yaşamımız için bir rotadır. Evlilik iki can arasında oluşturulacak bir bağ olması nedeni ile burada önemli bir konuyu gözden kaçırmamak gerekir. Evlilik öncesinde iki niyet yani iki farklı rota vardır. Eğer dikkat edilmez ve iki farklı kişisel rotanın” ortak biz rotasına” dönüştürülmesi gerektiği fark edilemez ise sorunlu bir süreç başlaması kaçınılmazdır.
*O zaman rehberimizin ilk maddesini belirlemiş olalım. “Evlilik öncesinde çiftlerin kendi kişisel rotalarını birleştirip bir "biz" rotası oluşturmaları gerekir.”
"Can": Özellikle evlilik ilişkisi iki anatomik yapının birleşmesi değil o yapıya nefes veren canların birleşmesidir. Bu canlardan biri diğerinden daha önemli ya da önemsiz değildir. Her iki canı birbirini tamamlaması beklenen, örtmesi gereken bir yorgan olarak değerlendirebiliriz. Bu iki can hiyerarşik olarak birbirinden ayrılamaz.
*Evlilik öncesi ve sonrasında ilişkide paydaşlık anlayışı bir değer olarak öne çıkarılmalıdır. Bu bakış açısı canların değerini artıracaktır.
Deneyimleme: Evlilik öncesinde canlar muhakkak kendi rotaları konusunda ciddi bir farkındalığa sahip olmalıdır. Yani her bir can kedisine “evlilik benim için ne anlam taşıyor?" Sorusunu sormalıdır. Buna verilecek yanıt, “Bizim rotamız nereye çıksın istiyoruz?" sorusunu beraberinde getirecektir. Her evliliğin bir rotası olduğu gibi bu rotanın da durakları vardır. Peki, bu rotanın durakları nelerdir?
*Bu rota üzerinde sadece maddi duraklar mı (ev, araba, cinsel ihtiyaçlar vb.) var? Yoksa değerler kültüründen beslenen "huzur, gelişim, şefkat" gibi manevi duraklar var mı?
2. İlişkinin Süper Gücü Onarma: Viraj sız Yol Olmaz
İster doğada ister insanın içinde yolculuk yapılsın yol asla düz ilerlemez. İlişkisel yolculukta virajlar (tartışmalar) ve engebeler (beklenti çatışmaları) olacaktır. Düz yolda ilerlemek konforlu görünmekle birlikte konforun beraberinde getirdiği tükenme riski ile doludur.
*Bu nedenle sürekli viraj çıkabilir diye yolu gözlemek ya da viraj çıktığında hemen yoldan çıkmak yerine canlar aracı yolda tutmak için ortak bir çaba içerisinde olmalıdır. Unutmadan söylemek gerekir ki aracın sorumluluğu bir cana bırakılmamalıdır.
Manzaralı Bakış: Her canın içinde yaşayan derin ihtiyaçları vardır. Seyir halindeyken karşımıza çıkan tartışma olarak adlandırdığımız viraj, bizi hedefe ulaşmaktan alıkoyacak bir engel değil diğer canın içine açılan bir seyir tepesidir. Bu sayede canlar birbirlerinin içine seyahat edebilirler. Burada kalp gözlerine ihtiyaç olacağını unutmayalım. Rota üzerinde giderken bakan değil gören gözler gereklidir.
3. Duyguların Transparan Olması: "Özler ve İzinler"
Aynı rota üzerinde yolculuk tek başına yeterli olmayacaktır. Rota üzerinde maddi ve manevi duraklar olduğu gibi kişinin özüne ait duraklarda vardır. Bunlar nefes alma ve özel alan duraklarıdır.
Sınırlar olmalı, Özler korunmalı, izinler alınmalı.
Evliliğe özgürlüklerin kaybolması anlayışı ile bakanlar evliliği bireysel manzaralardan vaz geçmek olarak görürler. Korku kültürünün bir unsuru olan bu anlayış aslında iki taraftan birinin diğerinin manzarasını kapatma çabasının bir göstergesidir. Bu anlayış ister istemez diğer tarafta bir korku yaratır.
Biz olmak bireysel manzaralardan vaz geçmek anlamına gelmez. Taraflar kendi öz değerlerini koruyarak kendi hobilerine, sessizliklerine, arkadaşlarına zaman ayırabilirler. Eş adayları hem kendilerine hem de diğerine izin vermelidir.
Kültür Filtreleri: Hepimiz içene doğup büyüdüğümüz kültürel filtreleri kullanarak dış dünyaya bakar ve algılarız. Korku kültürü burada da kendini göstermekten geri kalmaz. Doğru bilinen yanlışlar devreye girince, "evlenince şunları yapamazsın" şeklindeki kısıtlayıcı tabelalar çoğalır. Bu tabelalar bırakın dış dünyayı görmeyi canların birbirini görmesini bile engeller. Bu nedenle canlar muhakkak kendi özgürlük ve sevgi tabelalarını rotalarına dikmelidir. Bu tabelalar onların mahrem alanlarını korku kültürünün saldırılarından koruyacaktır.
4. Panoramik Bakabilmek: Toplumsal Gerçeklerin Farkında Olmak
Canlar kendi rotalarından ilerlerken muhakkak fırtınaya yakalanma riski ile karşı karşıya olacaklardır. Ama asla sürüş sorumluluğunu yani direksiyonu bırakmamaları gerektiğini bilmelidirler. Aile müdahaleleri ve toplumsal baskılar ancak bu şekilde yönetilebilir.
Gelenek mi? Modernite mi? Yoksa Denge mi?
Kültür bir toplumun dünyayı nasıl algıladığının bir göstergesidir. Doğal olarak bu toplumun üyesi olan canlar, geleneksel değerlerden etkilenecektir. Bu çok doğal bir gerçektir. Fakat evlilik öncesinde eş adayları görüşlerini kapatan geleneksel değerlerin farkında olmalı daha sonra ihtiyaç duyacakları evlilik sürüşünün açıklığı için gerekli önlemleri almalıdır.
Kim Hangi Rolü Oynayacak? Yoksa Roller Esnek mi Olmalı?
Korku kültürünün hâkim olduğu bir evlilikte roller kesindir. Kimin kaptan olarak dümende ya da direksiyonda olacağı belirlenmiştir. Oysa sürekli yönetme mücadelesi ve sorumlulukları paylaşmamak hem bireyi hem de ilişkiyi yoracaktır. Bu nedenle eşler birbirlerinde dinlenmelerini sağlayacak, yorulanın dinlendiği iş birliği kültürünü yapılandırmalıdır.
Eğer Yola Çıkma Hazırlığı Yapıyorsanız, Size Özel Manzaralı Bir Rota İçin "Yol Hazırlığı" Önerileri:
Bakım Durakları: İlişkinin duygusal olarak beslenmeye ihtiyacı vardır. Bu nedenle canlar, muhakkak baş başa seyir zamanları planlamalıdır.
Yolda Arkadaş Olabilmek: Yolculuk esnasında düz bir yolda ilerlemeyeceğimize göre karşımıza muhakkak rampalar çıkacaktır. Bir kriz anında (Zor bir yokuşta) partnerimin elini tutmak, araçtaki yokuş kalkış desteği gibidir. Yoksa yolu ya da sürücüyü suçlamak aracın geri kaymasına, ilişkinin güven içerisinde yürümesine engel olacaktır.
Onarım Kiti: Canlar birbirini kırmazlar çünkü onlar daima sohbet halindedir. Fakat beklenmedik bir kriz anında eşler birbirlerini kıracak olur ise iyileştirici cümleler önceden hazır olmalıdır. Bu aracımızda ki sağlık çantası gibidir.
Sözün Özü Değerli Yolcular; Manzaralı Rota bakış açısı ile yolculuk, bir "ev hapsi" değil, iki insanın birbirine ayna tutarak dünyayı daha geniş bir açıyla izlediği muazzam bir yolculuktur. İşte bu yolculuğun adı evliliktir.
Evliliğin Sağlığı Üzerine Manzaralı Rota Tavsiyeleri:
Evlilik hazırlığı yapan çiftler genellikle yolun hep düz ve güneşli olacağını hayal ederler. Oysa gerçek bir "Manzaralı Rota", sarsıntıların olduğu, görüş mesafesinin düştüğü ve bazen lastiğin patladığı anları da kapsar. Önemli olan yolun bozuk olması değil, sizin "onarım kitinizin" ne kadar güçlü olduğudur.
Geleneksel "Korku Kültürü’nde tartışma bir "yenilgi" veya "sonun başlangıcı" olarak görülür. "Manzaralı Rota" bakışında ise tartışma, ilişkinin estetik bir dönüşüm fırsatıdır.
"Haklısın ama..." demek yerine, "Şu an seni tam anlayamıyorum ama anlamak istiyorum, gel bir nefes alalım" demek, kırılan parçayı altınla birleştirmektir.
Toplumun "kol kırılır yen içinde kalır" baskısına inat, eşinizle yaşadığınız zorlukları halı altına süpürmeyin. O çatlağı kabul edip beraber onardığınızda, orası ilişkinizin en sağlam ve en parlak yeri olur.
Yolda giderken yanlış sapağa girdiğinizde navigasyona kızmazsınız, sadece rotayı yeniden oluşturursunuz. İletişimde de "Sen hep böylesin" demek bir navigasyon hatasıdır.
Rotayı Yeniden Oluştur: "Sen beni dinlemiyorsun" (Suçlama) yerine, "Şu an duyulmaya ve anlaşıldığımı hissetmeye ihtiyacım var" (İhtiyaç bildirimi) diyebilmek. Bu, direksiyonu tekrar "biz" istikametine kırmaktır.
Evlilik Yolculuğunuzda İletişimi Bir Onarım Kiti Olarak Kullanmak
Duygular Yorulunca Mola Ver: Öz-İzin.
Bir tartışma çıktığında Hemen savaşma, kaçma, donakalmayı tercih ediyorsunuz yoksa atılgan olup duygu ve düşünceleri ön yargısızca paylaşmayı mı? Eğer tartışma savaşma ya da kaçma üzerine devam ediyorsa hemen ilk istasyonda 20 dakika mola verin.
Duygularınıza (kendi manzaranıza) kulak vererek onların size neler söylemeye çalıştığına odaklanın.
Canların Ayna Olma Sorumluluğu
Manzaralı Rotanızda ilerlerken muhakkak belli aralıklarla yol kontrolü yapmak gerekir. Yol üzerinde biriken molozların temizliği (duygusal krizler) aracı beraber kenara çekerek yapılmalıdır. Aksi takdirde yol bir süre sonra kapanacaktır.
Estetik Bir Sınır Oluşturmak. Sınırların Onarıcıdır
İlişkide her iki taraf aileleri ya da çevreleri tarafından manipüle edilmeye çalışılacaktır. Böyle bir durumda eşler kendi mahrem alanlarını korumak için kendi aralarına şeffaf bir iletişim camı koymalıdır. Bu sayede birbirlerini duyacak, görecekler ve ilişki ikliminin kontrolünü ikisi birden tutacaklardır.
Değerli okuyucu, sanıyorum yolculuk esnasında yorulduk. Ama yürümekten oluşan yorgunluk ne çok değerlidir. Yolu anlamlı kılan yürümekten oluşan yorgunluktur. Yine de biraz soluklanmak amacı ile sizler için hazırladığım soru cevap kısmına geçelim. Hem soralım hem cevaplayalım. Belki de bir yerlerde birçok can, benzer soruları sorup cevaplar arıyordur. Ne dersiniz?
Canlar sordu, Manzaralı Rota Cevapladı
1. Sürekli Tartışman Rotanın Bozuk Olduğunu mu Gösterir?
Cevap: Evlilik öncesi yolculukta dikkatli geçilmesi gereken bölgeler vardır. Bu bölgeler engebeler ile dolu olabilir. Engebeler yolun bittiğini göstermez. Aksine bu engebeler biraz sonra başlayacak keyifli bir yürüyüşün habercisidir. Bu keyifli yürüyüş için canların ortak onarma gücüne ihtiyacı vardır. Bu onarma gücü şefkat ile beslenir ise canlar ilişkisi dayanıklı hale gelir.
2. "Ailelerimiz bizi rotamızda çıkarmaya çalışıyor. Direksiyon hakimiyetini Kaybetmemek İçin Ne Yapmalı?
Cevap: İçine doğup büyüdüğümüz kültürün aktarıcısı olan aileye, yol kenarındaki levhalar olarak bakmak gerekir. Amacı yol göstermek olan bu levhalar bazen görüş alanını daraltır. Bu nedenle kendi aracımız ile bu levhalar arasına şeffaf bir kabin inşa etmek gerekir. Dışarıdan gelen her sesi ve kaynağını görmek ama araçtan inip inmemeye siz karar vermelisiniz. Siz yolunuzu kendi haritanız ile bulmalısınız. Çünkü bu sizin yolculuğunuz.
3. Evlenince biz olacağız diye ben olmaktan vaz mı geçeceğiz?
Ben olmaktan vaz geçerek biz olmanın yüküne dayanmak mümkün değildir. Bu nedenle özümüzü muhafaza ederek biz olmaya izin vereceğiz. Hiç kimse kendi özünü ihmal ederek iyilik haline ulaşamaz. Önce sen iyi olacak, kendine şefkat göstereceksin ki ortak biz yaşayabilsin.
4. Korkmayı öğreten korku kültüründen korkuyoruz. Biz olmayo engelleyebilir mi?
Korku kültüründe can yoktur rakip vardır. Bu nedenle "evlilikte dizginleri ele almalı", "taviz vermemelisin" gibi sakat yaklaşımlar korku kültürü ürünüdür. Manzaralı rotada yani evlilik öncesi yolculukta candaşlık vardır. Denetleme güven, hükmetme eşlik et.
5. Evlilik öncesi sürüşümüz sırasında ön cam kırıldı (güven sarsıldı) Camı onarabilir güveni yeniden tesis edebilir miyiz?
Her iki can yapılan hata üzerine oluşan kırığı bir öğrenme fırsatı olarak görürse ve onarmak için emek verirse güvenli sürüş eskisinden konforlu bir şekilde devam edecektir. Ve artık birbirinize anlatacak bir hikayeniz vardır.
6. Sürüşümüz çok uzun sürerse ve biz yorulursak ne olacak?
Canlar, birer makine değildir. Doğal olarak yorulacak ve nefeslenmek isteyeceklerdir. Böyle durumlarda yol üzerinde kendinizi duygusal olarak şarj edebileceğiniz istasyonda durarak şarj etmelisiniz. Bu mola esnasında el ele tutuşarak sessizce yan yana olmanız yeterlidir.
Değerli Yolcular; Yukarıda cevaplamaya çalıştığım soruların ışığında aslında kendinize şu soruları sormalısınız!
"Gerginim. Bu gerginliğin ne kadarı seninle ilgili ne kadarı benim geçmişimdeki bir sapma ile ilgili?
"Seni kırmak istemediğim bir noktadayım. Rotayı güvenli bir yere çekmek için 20 dakika 'Şarj İstasyonu bulalım mı?
"Şimdi bir çatlağımız var. Onu gizlemek yerine, üzerine konuşarak onu nasıl daha sağlam bir bağa dönüştürebilir miyiz?"
Can yoldaşın ve senin için can suyu olacak formüller. Bu sayede biz olurken ben olmaya devam edeceksin!
"Bugün kendi manzarama bakmak için biraz yalnızlığa ihtiyacım var. Bu mola, sana daha taze bir enerjiyle dönmemi sağlayacak."
"Senin hangi sınırına saygı duymam, seni bugün daha çok 'Candaş' hissettirir?"
"Ruhumun dinlenmeye ihtiyacı var. Bugün direksiyonu (kararları/sorumlulukları) kısa bir süreliğine devralabilir misin?"
“Uzun oldu ama iyi ki bu yolculuğa çıktık.” Diyeceğinize inandığım yolculuğumuzun son durağına geldik. Yol boyunca herkes kendi özünce manzaraları seyre daldı. Bazılarımız bir süre daha rotada kalarak manzaraya bakmaya devam edecek.
Yolculuk esnasında rotada kalmak ve doyumsuz bir manzarada doyumsuz bir sürüş için, son bir iki tabela daha çakalım ki yol kenarına, canlar yolunu kaybetmesin!
Birinci tabelada şu yazıyor; "Bugün aldığımız bu karar bizim rotamız mı, yoksa 'el alem' tabelasının bir yönlendirmesi mi?"
İkinci tabelada şu yazıyor; "Yolun engebeli bir kısmına geldiğimizde (maddi zorluk, aile baskısı vb.), birbirimizin elini tutmak için en çok hangi cümleyi duymaya ihtiyacımız var?"
Üçüncü tabelada şu yazıyor; "Bu rotada ilerlerken, hangi geleneksel yükü bagajdan atıp daha hafif ilerlemek istersin?"
Yolculuğun sağlığı yola nasıl ve kiminle, hangi hazır bulunuşlukla çıktığımız ile ilgilidir, demiştim. Bir ömür boyu kıvanç, huzur dolu bir rotada doyumsuz bir manzara ile yolculuk yapmakta, bir ömür boyu birlikte çıldıracağınız bir rotada grilerle dolu bir manzara ile karşılaşmakta sizin elinizde.
Yolculuğumuzun sonunda son söz;
Değerli okuyucular, değerli yolcular! Bu yazı ve yolculuk, kendi manzaranızdan vazgeçmeden, yanınızdaki yol arkadaşınızla nasıl ortak bir rota oluşturabileceğinizin, eğer kırılırsanız kırılan yerlerinizden nasıl daha güçlü toparlanabileceğinizin hikayesidir olması için yazılmış ve yapılmıştır.
Sakın kimselere randevu vermeyin ki tekrar birlikte olalım. Rotadan sapmadan, daima can cana, yan yana olmak dileği ile…Canlara selam olsun. Nisan-2026





